+ Konu Cevaplama Paneli
1 den 1´e kadar. Toplam 1 mesaj bulundu
  1. #1
    Yeni Uye
    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Mesajlar
    5

    Kaşgarlı Mahmut'tan anektodlar....

    Kaşgarlı Mahmut'tan anektodlar-1

    Kaşgarlı Mahmut'tan anektodlar
    Kulaç kelimesiyle başlıyaım....
    Kol aç diye geçiyor, yani kolumuzun açık hali, aynı zamanda da ölçü birimi on kulaç bez gibi....
    Gündelik kullandığımız kelimelerin kökenkerini böyle bilmemiz dilimizi kullanırken bize daha bir haz veriyor.
    U harfi uyku anl***** geliyor, Ö harfi düşünce anl***** geliyor, Ög diye de geçiyor. İki türkçe kelimenin bir araya gelmesiyle harikalar doğuyor, karşılaştığım harikaları anlatmaya devam edeceğim.....
    22:13 29.06.2010

    Kaşgarlı Mahmut'tan anektodlar-2
    1000 yıllarında yani kaşgarlı Mahmut'un yaşadığı dönemde iki kişi karşılaşınca "Boy kim?" sorusunu sorarlarmış yabancıya, yabancıyı tanımak için çünkü " Tanıdık yek, tanımadık adamdan yeğdir." yani tanıdık şeytan tanımadık adamdan iyidir. İnsanın hangi amaçla geldiği dost mu? düşman mı? olduğu anlaşımak istenir. Boyu bilinen kişinin hırsızlık veya herhangi bir suç işleyemeyeceği, işlese de boyu tarafından duyulup dışlanacağı ya da ceza göreceği muhakkak....
    Başka bir anektod hamile hanıma şu soru sorulur. " Tilki mi? Böri mi?" yani Tilki mi? kurt mu?.... Kaşgarlı şöyle açıklıyor. Kızlar kurnaz ve çekingen olduğu için Tilki, Erkekler ise Yiğit ve kuvvetli olduğu için kurt diye anılırmış. Yani kız mı? oğlan mı? sorusunu sorarlarmış. Buradaki nükte ve kız erkek ayrımının olmaması takdir edilecek bir durumdur. Zaten Türklerde Han ve Hatun imparatorluğu yönetiminde söz sahibidir. Han olmayınca Hatun yetkilidir. İngilizce gibi He, She gibi kadın ve erkeklerin ayrıca belirtildiği diller, kadın erkek ayrımlarını dillerine yansıtmaktadırlar. Bizde kadın erkek ayrımı olmadığı için dilimize de yansımamıştır.
    Muharrem Ergin'in Orhun Abideleri'de anektodları yazarken başvurduğum başka bir kaynak, birinci anektotda bahsettiğim "ö" ve "u" harfleri yani "ö" düşünce "u" uyku kavramı orhun Abidelerinde geçmektedir. Kaşgarlı Mahmut'un kitabı ise Kabalcı Yayınlarındaki 2005 baskısıdır. TDK baskısı da bende var ama bu daha kullanışlıdır. Muharrem Ergin'inOrhum Abideleri ise 2003- Boğaziçi yayınlarındaki baskısıdır. Her iki kitaptaki sözlükleri karıştırarak hoşuma giden bölümleri anektod olarak yazıyorum. Bundan sonra sayfa numaralarını ve satırlarını da yazacağım....
    17.06 30 Haziran 2010

    Kaşgarlı Mahmut'tan anektodlar-3

    Bugün ev, evet, evir kelimelerini ele alacağım.
    Orhun Kitabelerinin sözlüğüne bakınca ev ve evir bulamazsınız.... eb ve ebir kelimelerine bakmanız gerekir. Eb, ev şekline döünüşmüş, ebir'de evirmek, dolanmak,çevirmek anlamındadır. Evet kelimesinin karşılığı ebet diye yok. Evet kelimesine ayrı araştırma gerekiyor. Ev ve evir kelimeleriyle bağlantısı gözükmüyor.
    Orhun kitabelerinde eb yani ev, ev, merkez, ordugah olarak geçiyor. Ama Kaşgarlı'da sadece ev olarak geçiyor. Demek ki anlam daralmasına uğramış, ordugah ve merkez kavramları için başka kelimeler bulunmuş. Ev, ev olarak kalmış.
    Kaşgarlı'da er ewsedi- Adam evini özledi anlamında gene er ewsedi- Adam acele etmek istedi anlamında ikinci bir anlamı var. oglum meni ewsetti- Çocuğum nedeniyle sıla hasreti çektim. Başka bir örnek'de, ol bu ewni ewsindi- O, bu evi kendi evlerinden biri saydı ve buraya yerleşti. Ewek er- Tez canlı, aceleci adam. Er tawarıg ewürdi tewürdi: Adam malı (hayvanı) yukarı aşağı döndürerek her yerine iyice baktı.(evirdi çevirdi.) tawarıg derken bugün davarı diyiyoruz. "g" harfi düşmüş. Mesela ölüg tirildi'de de "g" harfi düşmüş. Şimdi ölü dirildi diyoruz.
    Kaşgarlı'da ewet kelimesinin anlamıyla konuyu noktalıyalım.
    Ewet: Evet,"peki, tamam" anl***** gelen ilgeç. Evet, evet evet dersek çabuk cevap vermek mi acaba, çabukluk kasdedilerek evet kelimesi türemiş olabilir mi? acaba....
    Evet.... deyip noktalarını koyarsak, düşünerek tamam demiş oluruz, bugün için. Ogün için nasıl denir bilemiyorum.... görüyorsunuz o gün ile bugün arasında ufak tefek değişiklikler var ama anlam daralmaları ve anlam genişlemeleri var.
    Sıkmadım umarım sizi, Kaşgarlı ve Orhun kitabelerinden yeni anekdotlarla görüşmek üzere...
    İyi geceler.....
    10 Aralık 2010 01.40...


    Kaşgarlı Mahmut'tan anektodlar-4

    Kaşgarlı Mahmut'tan anektodlar-4
    Öksüz kelimesini biliriz annesiz babasız anlamındadır. Babası olsa da annesi olmayana da öksüz deriz. Bu kelimenin kökenine doğru hareketle devam edelim.
    Öksüz, ögsüz'dür yani annesiz. Orhun kitabelerinde ög: Anne, üvey anne diye geçiyor demek ki o zamanda üvey anneye anne deniyormuş. Gene Orhun kitabelerinde Ögleş kelimesi de, akıl akıla vermek, istişare etmek, fikir birliği yapmak, anlaşmak anlamındadır.
    Kaşgarlı'ya dönecek olursak ög anne olarak devam ediyor. Ög anlayış, anlayışlı olgun anl***** ikinci bir ifade olarak geliyor. Yaşlı kimselere verilen bir unvan olarakta "öge" kelimesi geçiyor. Kaşgarlı'da öge kelimesi uzun olarak anlatılmış, tamamını yazacağım. Önce girişi tamamlıyayım. ol meni ögdi: O beni övdü anlamında, övmek kelimesi de akıllı diye övülmekle eş anlamlı gibi duruyor. Bir de atasözü var. Ögüngüçi üminda artatrur: Kendi kendini öven donunu kirletir- kendi kendini öven kimse sınandığı zaman bu böbürlenmesinin hakkını veremez ve o kadar utanır ki donuna *****. Bu atasözü birine kendi kendini övmeyi bırakmasını öğütlemek için kullanılır der Kaşgarlı Mahmut.
    Öğüt kelimesi de bağlantılı, ol oglın ögütledi: O, oğluna (başka birine de olabilir) öğüt verdi.
    Öğrenmekte bağlantılı, ol bilig ögrendi: O, bilgiyi ve bilgeliği öğrendi. ol manga bilig ögretti: O, bana edep ve bilgelik (başka bir şey de olabilir.) öğretti. Ögreyük: Adet, gelenek.... yani öğrenilen öğretilen şey, akıllı anlayış öğretilerek gelenek oluyor.
    Öğrenmemiz akıllı ve anlayışlı olmamız. Öğretmemiz akılı ve anlayışlı olmayı öğretmemiz. Bunu yapana da "öge" denir. Öge o günkü anlamıyla öğretmendir. Niçin öğretmenlere değer verilir daha iyi anlıyorum, onlar tarihten gelen "öge"lerdir. Onlar toplumun doğal öğretmenleri ama kendilerini ispat etmiş olmaları gerekiyor. Boş övünenin sözü dinlenmiyor. Öge olabilmek belli saygı uyandırmak gerekiyor ki bu unvanı alsın..... yani rüşdünü ispat etmesi gerekiyor......
    Şimdi "öge" kelimesinin Kaşgarlı'da ki aynen açıklamasına geçiyorum.
    Öge: Akıllı, olgun ve görmüş geçirmiş, halkın arasından bir adama verilen ünvan. Tegin'den bir derece aşağıdadır. Bu adın kökeni şudur. Zülkarneyn ,( yağmacılar, istilacılar anlamında) Çin'e dek ulaştığında, Türk hakanı onunla savaşmak için tamamen genç erkeklerden oluşan bir müfreze göndermiş. Bunun üzerine Hakanın veziri " Sen onun üzerine gençleri yolladın, ancak onların yanında yaşı ilerlemiş, savaş meydanında deneyim kazanmış olgun bir adam da olmalıydı demiş. " Yani bir öge mi?" demiş. Hakan, "evet" diye yanıtlamış vezir. Bunun üzerine Hakan olgun bir adam yollamış. Müfreze Zülkarneyn'in öncü birliklerine saldırmış ve onları bozguna uğratmış........
    Şimdi Eğitim ve Öğretim diye ayrılmış. Bir önceki zamanda ise Talim ve Terbiye deniyordu. Talim öğrenmek bilgilenmek, terbiye ise bir yaşam biçimi kazanmak.... ayrışmış, önceden öğrenmek demek eğitim ve Öğretimin bir aradalığı demekmiş. Öğretiyoruz ama eğitemiyoruz, çünkü öğrenileni pratik hayatla bağlantılı öğretmiyoruz. Önceden teori ile pratiğin birlikteliği varmış ama bu gün ayrışmış, öğrenmemiz içselleşmeden kuru pratik olarak kalıyor. hiç değilse kendi kendimizi talim ve terbiye edelim, tek başına bir "Öge" olabilelim. Evet... öğretmenlerden başka "Öge" lere ihtiyacımız var. Bu günkü ögeler ilgi alanında kendini yetiştirmiş bilirkişilerdir. Kendi alanımızda bilirkişi yani "Öge" olabilmemiz dileğiyle....
    10 Aralık 2010 03:38

    Kaşgarlı Mahmut'tan anektodlar-5

    Bu gece "öfke" ile başlıyacağım.... öfkeli değilim, ama dedelerimiz öfkeye nasıl yaklaşmışlar. Öfke, "öpke" diye geçiyor ve öpmek ile devam edeceğim... öpmek deyiminde de hoş yaklaşımları var, dilimiz gerçekten zekice ve zevkle örülmüş, zevk sahibi dedelerimin olması da beni ayrıca mutlu ediyor ve böyle dille uğraşmak çok hoşuma gidiyor.....
    Kaşgarlı Mahmut der ki;
    Öpke: Öfke, Bunun nedeni öfkenin akciğerin derinliklerinden yükselmesidir ve bu ikisi birbiriyle yakından ilişkilidir....
    Öpke: Akciğer, öpke aynı zamanda akciğer anlamındadır.
    Öpdi; ol meni öpdi: Obeni öptü.
    Şu atatsözünde de geçer,
    taşığ ısrumasa öpmiş kerek: Taşı ısıramayan (kişi) onu öpmeli. Bu atasözü birine, amacına ulaşmak için belli bir işte nazik olmasını öğütlemek için kullanılır.
    mün öpdi: Çorbayı (başka bir şeyi de olabilir.) yudumlamak....
    Çorbayı içerken nasıl dudağımızı uzatarak çekiyorsak, öperkende aynı hareketi yapıyoruz. Ne kadar estetik ve doğal bir yaklaşım.
    ol andın öpkiledi: O, öfkeli olduğu için ondan uzak durdu.
    men anı öpsedim: Ben onu öpmek istedim.
    bir öpüm mün: Bir yudum çorba...
    öpüş: Öpücük
    ol menig birle öpüşdi: O, benimle öpüşdü.
    11 Aralık 2010 00.38

    Kaşgarlı Mahmut'tan anektodlar-6
    Bu akşamı öpmek deyimiyle başlattık, sevmek deyimiyle bitirelim....
    Dikkatimi çeken ne sevmek deyimini kullanırken öpmek geçiyor, ne de öpmek deyimini kullanırken sevmek geçiyor. gönül kelimesinde aşıklardan bahsediyor.
    Köngül: Kalp, gönül; akıl. Buradan hareketle "zeki bir adam"a, köngüllüg er denir. sezgileri kuvvetli olan anlamında da geçiyor demek ki... Konumızla ilgili olan verilen örnekte.
    közden yırasa köngülden yeme yırar: Eğer aşıklar birbirinden uzaksa ve birbirlerini göremiyorsa, aşkları da gönülden uzaklaşır, biter- gözden ırak olan, gönülden de ırak olur.
    Bu gün kullandığımız anlamda kullanılmamış, biz genel kullanıyoruz, gözden ırak olan herhangi biri gönüldende uzak olur.
    Ama o gün sırf aşıklar kasdedilerek kullanılmış. Aşka dair bir söylem....
    könglüng neteg: Zihin huzurun nasıl? Bu deyimde o günkü nasılsın anl***** eşdeğer olsa gerek, biz nasılsın derken de gönül huzurun nasıl diyoruz aslında... annem hasta diye devam ediyorsak gönlümüzde bir huzursuzluk var demektir. Nasılsının gizli öznesi gönül huzurun nasılmış....
    Uzaktan sevme, ama aşık olmayı da kabul ediyor. gönül kelimesinde aşık olmaktan bahsediyor. Cinselliği aşan bir yakınlık. cinsellikle ilgili deyimler de somut olarak geçiyor. Bu gün bizim sevişmek deyiminin argo kaçan diğer deyimini Kaşgarlı rahatlıkla yazmış. Cinsel münasebet doğal karşılanmış, bizim bu gün argo kabul ettiğimiz cinsel münasebetle ilgili deyimleri rahatlıkla yazmış. Demek ki okuyanlar tarafından da doğal karşılanıyor.
    Ben bu gün yazamıyorum, argo olarak algılandığından dolayı.... siz deyimlerin karşılığına kitaptan bakarak fikir edinebilirsiniz. Bakire deyimi de qapaqlıg olarak geçiyor.
    qap: Rahimde ceninin etrafını çeviren zar. Eğer çocuk bu zarla birlikte doğarsa, bu onun kutlu olacağının işareti olarak kabul edilir; böylesi bir çocuğa kap
    qaplıg ogul denir.
    qap deyimi akraba olarak da geçiyor, Kaşgarlı şöyle açıklamış.
    qap: Akraba
    ol menig birle uya qap ol: Onunla yuvada zarın içinde birlikteydik- o benimle hısımdır, öyle ki ikimizde aynı rahmin içinde doğmuş gibiyiz.
    köz qapaqı: Göz kapağı, kapağın açılması.
    Bekaretin gitmesi kızlık zarının bozulması anlamında kullanılmış.
    Kızlık zarının açılması, ceninin etrafındaki zarın açılmasıyla çocuğun dış dünyaya ulaşmasıyla mı özleştirilmiş acaba...
    qapaqlıg qız: bakire
    er qızıg qapaqladı: adam bakirenin bekaretini bozdu.
    Buradan cinsellikle ilgili deyimlerin ne kadar doğallıkla türetildiğini görebiliyoruz. Doğum olayına ne kadar doğal yaklaşılıyor. Akrabalığı ana rahmindeki çocukların aynı zar içinde olması gibi algılanıyor.
    Kadın deyimi Uragut olarak geçiyor ama hiç örnek verilmemiş.
    qız deyimi konu hakkındaki ufkumuzu biraz açıyor.
    qız: Kız çocuğu
    menig qızım: Benim kızım
    ev qızı: Bakire- evde tecrit edilerek saklanan kız. Bu sözcük hem özgür bir kızı hem de bir köle- kızı(cariyeyi) anlatabilir. Kök-anlamı "bakire"dir; diğer kullanımlar anlamın genişletilmesiyle mümkün olmuştur.
    Buradan ev kızı ile köle kızın "kız" olarak nitelendiği, kız kelimesinin ikinci anlamının köle kız olduğu anlaşılmaktadır. Bakire kızların evde tecrit edilerek tutulduğunu da anlıyoruz.
    Bahsi bu akşamlık kapatıyorum....
    11 Aralık 2010 02:34

    Kaşgarlı Mahmut'tan anektodlar-7
    Sak sak....
    Bu akşamki konumuz sak sak yani nöbetçiye dikkatli ol anlamında bir uyarı...

    saq saq: Askerlerin arasındaki nöbetçilerin yaklaşan düşmana karşı kalenin, mevzilerin ya da atların savunulmasında hazır olunmasını emretmek için kullandıkları bir ifade....
    saq saq: Hazır olun; saq er: Zeki ve tetikte adam.
    saqa: Dağın etekleri
    saqalduruq: İpekten dokunmuş bir ip: düşmemesini sağlamak için başlığın kenarlarına dikilir, çenenin altından geçirilerek sıkıca bağlanır. (Bizim kapşon dediğimiz, yağmurlu havalarda çenemizin altından bağladığımız şekli demek ki. Sakalduruk demeleri sakalın altından bağlandığı anlamında olsa gerek.)
    saqaq: Çene. Şu atasözünde de geçer,
    saqal oxşar sakaq bıçar: (O, oyunbaz bir biçimde) sakalını okşar, (gizlice) çeneni keser. Bu anlam olarak , Arapların yusirruhasven firtiga( " O, köpüğü içerken gizlice bir yudum alır.") sözüne benzer.
    ol menig közüme saqıdı. O, silik bir biçimde benim önümde belirdi- o, hayal meyal bana göründü.
    saqıg saqıdı: Serap, su sanıldı.
    saqınç: Kaygı ya da keder.
    ol mindin sakındı: O, bana karşı ihtiyatlı davrandı.
    saqurku: Kene
    saqız: Giysiye bulaşan herhangi bir yapışkan madde; örneğin hurma pekmezi ya da benzerleri.
    ((Sakızın buradan yeniden dilimize kazandırıldığını bende sizin gibi yeni anladım.))
    sakızlıg ton: Üzerine yapışkan bir şeyler bulaşmış giysi. (( Burada ton bugün don şeklinde kullanılıyor. Don daha önceden elbise anlamındaymış, giyinik insan donanmış oluyor, donatmak deyimi hala kullanılır ama yukarıdan aşağıya donattı denir yani giydirdi. Öksüz,(eski deyimiyle ögsüz) dilimizde nasıl annesiz olarak kaldıysa, yani önceden anne yerine ög denirmiş, ama ög yerine anne kelimesi kullanılmaya başlamış ama annesi ölmüş deyişini ayrıyeten öksüz olarak söyleriz. Annesiz desek, acaba annesi bir yeremi gitti gibi de düşünülebilir. Ama öksüz dersek annesi ölmüş, yardıma ya da şefkate muhtaç anlamını taşıyor. Don'da giyinik insan anlamından anlam daralmasına uğruyarak bugün sadece iç çamaşır olarak kullanılıyor. Hatta don deyince dedelerimizin kullandığı uzun iç çamaşır anl***** geliyor. Benim çocukluğumda don iç çamaşırın yerine daha rahatlıkla kullanılırdı ama gene çocuklara annesi donun nerede diye soruyor. Yani don kelimesi anlam daralmasına uğramış. Bir iki kuşak sonra da kalkar herhalde, iki kuşak sonra böyle bir inceleme yapan eskiden iç çamaşırına don denirmiş diyeceklerdir. İşte kelimelerin kaderi, anlam daralması, anlam genişlemesi, anlam kayması yani kullanıldığı anlamdan bir iki kuşak sonra başka bir anlamda kullanılıyor olması, birde kelimelerin kullanımdan kalkması, o zaman eski deniyor örneğin ög gibi kime sorsanız nedir der size, eski kelime çünkü... dil organik bir şey yüzyıl önceki dil bugünkü gibi olmadığı gibi, yüz yıl sonraki dil bugünkü gibi olmayacak.))
    ol mindin saqlandı: O, kendini bana karşı korudu.
    saqlaşdı: bodun qamug saqlaşdı: Bütün halk birbirine karşı güvensiz davrandı ve herkes, bir diğerine karşı kendini korudu.
    saqlıq: Tetikte, uyanık olma durumu......
    Tetik kelimesine bakıyordum, ters kelimesinin anlamıyla karşılaştım yazmadan yapamıyacağım, ters kelimesine bakışıma yeni bir anlam, yeni bir boyut kazandırdı.... bir saat önce sakız kelimesinin menşeini de bilmiyordum.
    ters: "Zorlu" olan herhangi bir şey.
    ters iş: Zor iş
    baş tersindi: Yara kapanmışken yeniden açıldı.(iltihap dinmişken yeniden azdı)
    beg angar tersindi: Bey ona öfkelendi. (( Biz tersime geldi kızdım deriz ya demek ki kökeni buralarda, gayri ihtiyari kullandığımız bir kelimenin kökenini görmek çok güzel birşey.))
    ((Bugün Terslendim dersen anlamsız olur ama o gün söyleseydim, herkes zorlandım demek istediğimi anlayacaktı.))
    (( Bugün hanımla sohbet ediyoruz, bir arkadaşının kocası arabasını satmak için satılık araba diye telefon numarasını bir kağıda yazıp arabasına yapıştırmış. yaygın bir durum hep görürüz satılık araba diye. Birisi telefon etmiş alacağım abi demiş, beğenmiş, 19 milyara anlaşmışlar, adam satışı yapalım parayı vereceğim demiş, satışı yapmışlar ama adam parayı alamamış, dolandırılmış ve FOX tv yayınlamış bu adamları tam 150 kişiyi aynı şekilde dolandırmış.
    Bunu duyunca aklıma Kaşgarlı Mahmut'taki şu atasözü aklıma geldi. " tanıdık yek, tanımadık adamdan yeğdir." yani tanıdığın şeytan(yek) tanımadığın adamdan iyidir. Tanımadığımız insanları tanıyormuş gibi yanılgıya düşerek dolandırılıyoruz. Birde araba, ev, arsa alıp satmanın kuralları var. Ön araştırmaları var. Bunları atlarsan kuralları çiğnersen, Kırmızı ışıktan yaya geçenin çarpılması gibi çarpılırsın. Kırmızı bir şey alıp satarken önce durmaktır, sarı kurallarını öğrenmektir yeşil uygulamaktır. Ben hep kırmızıda geçtim dersin bir şey olmaz ama bir gün çok kötü araba çarpar. Gene bir tanıdık evini satmış 80 milyara gümrükten mal çıkaralım diye bir adam dolandırmış parasını ve kendisinin ilk olmadığını öğreniyor ama onun içinde iş işten geçmiş. bir daha belki hayatının sanuna kadar seksen milyarı bir araya getiremiyecek belki, hep acısıyla yaşıyacak hatasının. Bin danış bir yap derler. Danışacaksın, danışacaksın, danışacaksın..... Sonra oyunun kurallarını öğreneceksin ve gene bir güvenilir bir bilenle, yani tanıdık dost insanlarla danışıklı hareket edeceksin.
    Sokrates ne demiş, bir şey biliyorum oda hiç bir şey bilmediğimdir. En iyi bildiğin şeyi bile hiç bilmiyormuş gibi yeniden öğrenmeye çalış, o işin her ne ise kurallarını öğren ve asla çiğneme.... ev, arsa satışlarında da nice dolandırıcılıklar oluyor, ne hayatlar sönüyor. Bir şey alıp satarken, tanıdık bildik insanlarla hareket etmek, yabancıyla muhatap olunduğunda ise bir ön araştırma yapmak gerekiyor, bir sefer acele yok, fırsat kaçmasın yok... zamana yaymak en güzeli, zarar görmektense varsın fırsat kaçsın.....
    Ben birisiyle herhangi bir yerde muhabbete başlamadan ne işle uğraştığını hangi alanda bilgi sahibi olduğunu ve onun alanında konuları açarak, o alandaki bilgilerimi sınarım. Eksik ya da yanlışlarını tekrar düşünürüm. Eğer adam dolandırıcıysa nasıl yaptığını anlamaya çalışırım, dolandırılmamak için kendimce bilgimi genişletirim hani demişler ya edebi edepsizden öğren..... Babanda olsa kesen bir değilse, kefil olmak, kesinlikle... hatır çeki vermek, kesinlikle.... abi olmuyor ama dersin ama ben de oluyor.... sonradan üzüleceğine baştan üzül, ama kendi kurallarını koy, yeni durumlarında kurallarını içine sindirmeden, o işe girme.... bilenlerle hareket et, o konudaki konuşmaları can kulağıyla dinle, sözüne güvenilir bilen insanlara danış... bir de google var artık yaz google o konu hakkında her şey gelsin, otur oku gerektiğinde günlerce sonradan ağlamamak için.......
    15 aralık 2010 02.37

    Kaşgarlı Mahmut'tan anektodlar-8
    Yürekte aşkın ateşi olmalıdır....
    Kaşgarlı döneminde bu nasıl söylenmiş.......
    köngül isigliki kerek: Yürekte aşkın ateşi olmalıdır.
    mün isidi: Çorba(başka bir şey de olabilir.) sıcakcaydı.
    temür isidi: Demir(başka bir şey de olabilir.) ısındı.
    isig neng: Sıcak herhangi bir şey.
    isig kün: Sıcak gün.
    isiglik: Sıcaklık
    isiglik: Aşk, sevgi.
    köngül isigliki kerek: Yürekte aşkın ateşi olmalıdır.
    men angar isindim: Ben onu sevdim.
    ol otqa isindi: O, ateşin kenarında kendini ısıttı.
    ol künke isindi: O, güneşin karşısında gevşeyerek uzandı.
    köngül: Kalp, gönül; akıl. Buradan hareketle "zeki bir adam"a, köngüllük er denir.
    Şu atasözünde de geçer.
    közden yırasa köngülden yeme yırar: Eğer aşıklar birbirinden uzaksa ve birbirlerini göremiyorsa, aşkları da gönülden uzaklaşır, biter- gözden ırak olan, gönülden de ırak olur.
    könglüng neteg: Zihin huzurun nasıl?
    er işqa köngüllendi: Adam işi yapmaya karar verdi. Aynı zamanda çocukların bir şeyi anlamasını anlatmak için de bu sözcük kullanılır.
    köp sögütke quş qonar, körklüg kişike söz kelir: Kuşlar gür söğüde konar,(benzer bir biçimde) söz (aşk mektubu) hep güzel ve çekici kadına gelir. Bu atasözü yıgaç üçınga yel tegir, körklüg kişike söz kelir: ağacın dalları rüzgardan sallanmaktan geri durmaz, (bunlara benzer biçimde) çekici kadın da söz (aşk mektubu) almaktan kaçınamaz- buna karşın namusunu korumalıdır biçiminde de söylenir.
    ol meni sewdi: O beni sevdi.
    Şu atasözünde de geçer,
    taygan yügrükin tilkü sewmes: Tazının hızlı koşanını tilki sevmez. (çünkü onu yakalayacaktır.) Bu atasözü, arkadaşlar arasında öne çıkan ve bu nedenle onların hasedine ve küçümsemesine maruz kalan kimse için kullanılır.
    sewinç: Sevinç
    Şu atasözünde de geçer,
    üküş sewinç bulsa, qatıg oxsinür: Çok sevinen kişi, kendisine şiddetli bir keder yaşatacak bir şeyi üzerine çeker. Bu atasözü, ölçülülük telkin eder.

    Şu dizelerde de kullanılır,

    mende bulnur sewinç otı qadgu otar
    qarşı körüp sagdıç anı uçmaq atar

    Kederi yok eden neşe otu bulunur bende
    (Onun latifliği içindeki) bir dost görse sarayımı der cennet burda
    olar ekki sewişdi: Onlar birbirlerini sevdiler.
    tengri seni manga sewtürdi: Tanrı gönlümde sana karşı bir sevgi zuhur etmesine neden oldu.
    sewük neng: Sevilen herhangi bir şey
    er sewündi: Adam sevindi.

    Şu dizelerde de kullanılır,

    sewünmegil yond ögür adgır atın
    altun kümüş bulnupan agı tawar

    Sevinme sürüler halinde atlar, aygırlar ve kısraklar
    İpekler, gümüşler ve altınlar bulduğunda( aslolan bunları iyi ameller için kullanmaktır.)

    16 Aralık 2010 Perşembe 01: 00

    Kaşgarlı Mahmut'tan anektodlar-9

    sezig: Sezgi: düşünce ve şüphe
    bu işıg ongar seziktim: Bu işi ondan sezdim
    ol angar sezig sezindi: O, ona ilişkin bir sezgiye(şüpheye)sahipti.

    Sezgicilik nedir?
    Sezgicilik: Doğru bilginin kaynağının sezgi olduğunu savunan anlayışa entuisyonizm denir. Bu akıma göre bilme konusunda sezgi akıldan daha üstündür. Sezgiyle varlığı içten içe duyup kavrayarak apaçık bir şekilde anlarız. Bu akımın kurucusu ve önemli temsilcisi Henğri Bergson ’dur.
    Hengri Berkson;
    - 1982’de Nobel Ödülünü almıştır. Paris’ de öğrenimini tamamlamış,orijinal felsefesini kurmuştur.
    - Sezgicilik yada Bergsonculuk denilen felsefe, temelde bir değişim felsefesidir.
    - Değişim, sadece bilinçli varlık olan insan için değil, bütün gerçeklik içindir.
    - Varlığın kendisini oluşturan süredir.
    SEZGİCİLİK

    "Bilme konusunda sezgi akıldan daha üstündür."
    Ana fikir bu cümle de gizli.......


    er işin tuydı: Adam meselenin gizli kalan yönünü sezdi.
    er tuysuqdı: Adam aldatıldığını idrak etti.
    ol manga söz tuyturdı: O, benim (söz konusu) konuşmanın ayırdında olmamı sağladı.

    Duyumculuk (Sansüalizm)
    Bütün bilgilerimizin duyumlardan geldiğini ileri süren felsefe sistemi.

    Gerçek duyumculuk, Condillac'ın ileri sürdüğü bilgi teorisidir. Bu teori, duyumların değişikliğe uğradığını ve çeşitli şekillere büründüğünü ileri sürer. Bu filozofa göre, iç deneyin olguları veya düşünme, duyumlardan ve duyumların işlenmesinden doğan bir sonuçtur. Nitekim, duygunluk haline gelmesi bakımından duyum, istek dediğimiz olguyu, iradeyi ve bütün iç yetilerimizi ortaya çıkarır: tasavvur haline gelmesi bakımından ise, dikkati, karşılaştırmayı, yargıyı; yani bütün fikri işlemlerimizi doğurur.

    Başka filozoflar da, duyumun, bütün ruhi hayatımızın ve bilgimizin temelinde yer aldığını ileri sürmüşlerdir. Ama, duyumu ele almaları bakımından iki grup teşkil ederler. Bu gruplardan birincisi, maddeci duyumcular adını alır. Bu görüşü benimseyen Holbach, Helvetius ve Feuerbach gibi filozoflara göre, duyum, dış dünyanın duyularımız üzerindeki etkisinden doğar. İkinci grupta yer alan Berkeley, Hume, Kant, Avenarius ve Mach gibi idealist duyumculara göre ise, duyum, dış dünyanın gerçekliğini göstermeyen öznel bir bilinç olgusudur.
    ForumTR Arama

    16 Aralık 2010 Perşembe 01:40
    "Bilme konusunda sezgi akıldan daha üstündür."
    Duyularımız, beş duyumuzla alakalı. Sezgi ise farklı bir duyum. Duyumlarımızla sezginin bağlantısı nedir.

    Bizim dilde kanun koyucu ve bilge aynı anlama gelir. Farabi

    Kaşgarlı Mahmut'tan anektodlar-10




    Kaşgarlı Mahmut'tan anektodlar-10

    Bu geceki konumuz Kaşgarlı’da dini terimler…..
    Kişioglu: İnsanoğlu
    Yalıng: Çıplak
    Yalıng er: Çıplak adam.
    Yalıngoglu: Ademoğlu
    Yalnguq: Allah’ın selamı üzerine olsun Âdem’e verilen bir ad. Şu atasözünde de geçer.
    Yalnguq oglı yoqadur edgü qalır: Âdemoğlu (ölümle birlikte) yiter gider, (eğer hayırlı ameller yapmışsa) ardında iyi adı kalır. Bu atasözü, birine erdemli davranmasını öğütlemek için kullanılır.
    Yalnguq: İnsanoğlu. Şu dizelerde de kullanılır.
    Yagı erür yalnguqnıg nengi tawar
    Bilig eri yagısın nelük sewer
    İnsanoğlunun zenginliği onun düşmanıdır
    Bilge bir adam neden düşmanını sevsin
    Yalawaç: Peygamber
    Yalawar: Hakanın yolladığı elçilere verilen ad.
    Şu atasözünde de geçer,
    Yaş ot köymes, yalawar ölmes
    Yaş ot yanmaz, elçi ölmez.
    Burada yalawaç kelimesinin yalawar’dan öykünüldüğü anlaşılmaktadır.
    Yazuq: günah
    Şu atasözünde de geçer,
    Öt tütünsüz bolmas, yigit yazuqsuz bolmas
    Dumansız ateş olmaz, günahsız genç olmaz
    Tütmek burada duman anlamında geçiyor, günümüzde anlam kaymasına uğramış, tütün sigara olmuş ama tütmek gene dumanı çıkmak anlamında anlam daralmasıyla kullanılıyor. Duman’ın tam karşılığını tütmek deyişiyle kullanmadığımız için anlam daralması olmuş oluyor. Yani bazı dumanlı durumlarda tütmek deyişini kullanıyoruz.
    Yazuqlug: günahkâr.
    Yek: Şeytan. Şu atasözünde de geçer.
    Bilmiş yek bilmedük kişiden yeg: bildik şeytan bilmedik adamdan hayırlıdır. Bu atasözü, birine, tanıdıklarına saygı göstermesini öğütlemek için söylenir.
    Yel: cin
    Er yelpindi: Adama cin çarptı.
    Yükünç: Namaz
    Tengrike yükünç yükündi: Cenab-ı hak için namaz kıldı.
    Tat: kafir
    Tatıqtı: Türk Farsileşti.(Yabancılaştı)
    Biti: Vahiyle ifşa edildiğine inanılan ilahi kitaplardan herhangi biri.
    Tengri yalnguq yarattı: Tanrı ademi yarattı.
    Tamu: Cehennem. Şu atasözünde de geçer,
    Tamu qapgın açar tawar: Rüşvet cehennemin kapısını bile açar.
    Rüşvetin gücü ve rüşvete bakış açısı gözüküyor.
    Uçmaq: Cennet
    05:12 18 Aralık 2010 Cumartesi….

  2. # ADS
    İlginizi Çekebilir
    Üyelik tarihi
    Daima
    Mesajlar
    Çok:)
     

Benzer Konular

  1. Araba Sevdası-Recaizade Mahmut Ekrem
    piraye Tarafından Kitap Özetleri Foruma
    Cevap: 1
    Son Mesaj: 05-08-2012, 04:29 PM
  2. Sultan birinci mahmut
    YukseLL Tarafından Tarih Forumu Foruma
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 05-04-2009, 03:06 AM

Yetkileriniz

  • Yeni konuları düzenleyemezsiniz
  • Yanıt verebilirsiniz
  • Eklentileridüzenleyemezsiniz
  • Mesaj değiştiremezsiniz
  •