Türkuymasından kaynaklanmaktadır: -dır, -dir, -dur, -dür; -tır, -tir, -tur, -tür.

Çekim eklerinde (bir-i-si, hep-i-si gibi bazı istisnalar dışında) aynı gruptan iki veya daha fazla ek üst üste gelemez. Ancak yapım ekleri için böyle bir sınırlama yoktur: yaz-dır-t-tır-ı-l-an.

Türkçenin yapım ekleri;
a) İsimden isim yapma ekleri,

b) İsimden fiil yapma ekleri,

c) Fiilden fiil yapma ekleri,

d) Fiilden isim yapma ekleri olmak üzere dört gruba ayrılır.
çenin yapım ekleri, çekim ekleri ve bunlarla ilgili özelliklerine geçmeden önce kök, gövde, ek terimlerinin açıklanmasında yarar vardır:
Kök: Dildeki varlık, kavram ve eylemlerin adları olan, anlamlı en küçük birim, köktür. Türkçede genellikle tek heceli olan kökler, dilde önceden beri vardır. Kökler, yalnız başlarına kullanılabildiği gibi eklerle de kullanılabilir.

Türkçede ister isim kökü ister fiil kökü olsun bütün kökler her zaman kelime başında bulunur ve (zamir çekiminde kök ünlüsünün değişmesi dışında) ek alma sırasında bazı ses değişiklikleri sayılmazsa, kelime köklerinde biçim değişikliği olmaz: ben-e > bana, sen-e > sana; güç-ü > gücü; sev-gi-li, dağ-cı-lık; de- > di-yor.

Kullanım alanına yapım veya çekim ekiyle çıkan bütün kelimelerde kökler açık olarak görünür. Yani çekim ve yapım ekleri kelimeden ayrıldıktan sonra geride kalan dil birliği bir anlam ifade eder: bak-ı-ş-mış-lar, genç-lik-ten. Fakat bazı isim ve fiil kökleri, uzun zamandır yalnız başlarına kullanılmadıkları için bir kısım yapım ekleriyle kalıplaşmış olarak bulunurlar. Bu tipteki kökleri de karşılaştırma yoluyla tespit etmek mümkündür: bek-le-, bek-çi, çap-kın, sav-cı, yed-ek vb.

Türkçedeki kelimeler, isim soyundan kelimeler ve fiil soyundan keli*meler olmak üzere iki ana grupta toplandığı için kelime kökleri de anlamlarına göre isim kökleri ve fiil kökleri olmak üzere ikiye ayrılır:
İsim kökleri: Varlık veya kavramları karşılayan kökler isim kökleridir. İsim kökleri*nin karşıladığı nesneler veya kavramlar tek başlarına düşünülerek zihinde canlandırılabilir. Bu özelliğiyle isim kökleri tek başlarına kullanılabilir: alt, dağ, deniz, el, genç, gök, ilk, kar, kök, taş, Türk, üst vb.

Fiil kökleri: Eylemleri karşılayan köklerdir: al-, bak-, bul-, çalış-, gel-, sor-, oku- vb.

Fiil kökleri, buradaki örneklerde olduğu gibi kendilerinden sonra kısa çizgi çekilerek yazılmalı ve bu yazılış (al-, bak-) almak, bakmak şeklinde okunmalıdır. Aksi hâlde, emir kipinde teklik ikinci kişiye göre çekimlenmiş olurlar.

Fiil kökleri, nesnelere veya kişilere çekim ekleriyle bağlanmak suretiyle kullanım alanına çıktığı için isim kökleri gibi tek başlarına kullanılamazlar. Emir kipinin ikinci teklik kişiye göre çekiminde fiil kökleri, eksiz olarak kullanım alanına çıkmış gibi görünüyor. Fakat burada da ø ekle bir çekim söz konusudur: (sen) oku ø, (sen) sor ø, (sen) yaz ø.

Varlıkları, kavramları ve eylemleri karşılayan isim ve fiil kökleri, birbi*rinden tamamen farklı dil birlikleri olduğu için ortak kök olamazlar. Barış, boya, güven, sıva, savaş, şiş, tat, toz, yama... örnekleri hem isim hem fiil kökü gibi görünmektedir. Ancak kelimelerin etimolojisi araştırıldığında bunların asıllarının fiil olduğu anlaşılacaktır.

Yansıma kelimelerin köklerini bu iki gruptan birine dahil etmek gere*kirse bunları isim kökü olarak göstermek gerekir: gürültü, horultu, patlama, haykırmak, vızıldamak.

bin (isim, 1000) - bin- (fiil); göç (isim) - göç- (fiil); güven (isim) – güven- (fiil); on (isim, 10) - on- (fiil); sap (isim, balta sapı) - sap- (fiil); var (isim) - var- (fiil); yaz (mevsim adı) - yaz- (fiil); yüz (isim, 100) - yüz- (fiil) gibi örnekler sesteş kök olarak gösterilebilir.
Gövde: Kelime köklerinden yapım ekleriyle türeyen, geniş köklerdir. Gövde, anlam ve kullanılış yönüyle kök gibidir. İsim köklerinden isim ve fiil gövdeleri; fiil köklerinden fiil ve isim gövdeleri yapılabilir. Dört çeşit yapım ekinden dört çeşit gövde yapılır.
İsimden yapılmış isim gövdesi: aş-çı, av-cı, çağ-daş, köy-lü vb.
İsimden yapılmış fiil gövdesi: baş-la-, boş-a-, bun-a-l-, tür-e- vb.
Fiilden yapılmış fiil gövdesi: gör-ü-ş-, piş-i-r-, tara-n-, yaz-dır- vb.
Fiilden yapılmış isim gövdesi: aç-ı-k, giy-i-m, kaç-ak, ver-gi, yığ-ı-n vb.


Ek: Kelimelerin yapısında yer alan, tek başına anlamı olmayan, görevini ve anlamını getirildiği köke göre kazanan biçimlerdir.

Yapı yönüyle sondan eklemeli bir dil olan Türkçede, yeni kelimelerin türetilmesinde ve dile işleklik kazandırmada ekler, çok önemli bir görevi yerine getirirler.

Türkçede ekler, yapım ekleri ve çekim ekleri olmak üzere iki grupta toplanır:
Yapım Ekleri

Türkçede, yeni kelimeler türetmenin vazgeçilmez unsurlardan biri yapım ekleridir. Yapım ekleri, kelime köklerine ve gövdelerine gelerek dilin anlatım yeteneğini genişleten, dili zenginleştiren yeni kelimelerin türetilmesinde görev alırlar. Türetme, kökteki anlamla ilgi kurularak bir düzen içinde dilin kanunlarına göre gerçekleştirilir. Matematik gibi kuralları çok sağlam olan dilimizde esasen her köke her türlü ek getirilebilir. Ancak dil mantığı buna izin vermez. Yapım eklerinin türetme görevi dışında kelimeye kattığı anlam incelikleri de vardır. Bu yüzden bir ek, aynı türden bütün kelimelere getirilmez.

Türetme görevini üstlenen yapım ekleri, aynı derecede işlek değildir. Meselâ, fiil köklerine gelerek fiil isimleri (mastar) yapan -mak, -mek eki istisnasız bütün fiillere gelirken fiilden isim yapan -van eki yay-van gibi bir iki örnekte görülür. İşlek olmayan ve daha çok bazı kelimelerde kalıplaşmış olarak bulunan bu tipteki ekler, yeni kelimeler türetmeye pek elverişli değildir.

İsme getirilen yapım eki, fiile getirilmez. Yazılışları, söylenişleri aynı olan yapım eklerini karıştırmamak gerekir. Türetilen kelime isme ait bir çekim eki alıyorsa kelimeye getirilen son yapım eki, isim yapma ekidir. Kelime, fiile ait bir çekim eki alıyorsa kelimedeki son yapım eki, fiil yapmıştır. Bu ayrımı cümlede kullanış biçiminden de anlamak mümkündür: sür-ü-den kelimesinde -ü eki fiilden isim yapmıştır. Kelime isme dönüşmeseydi ayrılma (-den) hâli eki getirilemezdi. sür-ü-dü-k örneğinde ise -ü eki fiilden fiil yapmıştır.

Bir eke ait birden fazla biçimin bulunması (bazı istisnalar dışında) Türkçedeki eklerin genellikle ünlü ve ünsüz uyumlarına





Divan Edebiyatı


Lise müfredatlarından kaldırılmasıyla beraber Divan Edebiyatı ile ilgili tartışmalar başladı. Bu tartışmalar çerçevesinde, Divan Edebiyatı'nı eleştirenler, aşağılayanlar olduğu gibi, sevenler, savunanlar da oldu. Bununla beraber, sunulan argümanların bir çoğunun temelsiz, önyargılara dayalı ve ezbere olduklarını, aslında bu konuda çok da malumatımız olmadığını gördük. Bizi biz yapan değerlerden koparılmaya çalıştığımız aşikar, Divan Edebiyatı'na karşı olanların kimliklerindeki 'şahsiyetsiz' ibareleri de aşikar. Fakat biz bir değeri savunacaksak, seveceksek, önce o değeri tanımalıyız. Tanımadan aşağılamak kadar tanımadan sevmek ve savunmak da saçma olacaktır.

Allah nasip ederse, öncelikle Divan Edebiyatı'nın ne olduğu, hangi koşullarda oluştuğu, genel özelliklerinin neler olduğu gibi soruları yanıtlamaya, daha sonra da dönemleri ve bu dönemlerin önemli şairlerini estetik bir açılıma vesile olacak şekilde daha detaylı bir şekilde incelemeye çalışacağız.

Divan Edebiyatı ile ilgili olarak yapacağımız çalışmanın bu sayısında, giriş mahiyetinde olması nedeniyle Türk Edebiyatı'nın gelişiminden kısaca bahsetmek gerektiğini düşünüyoruz. Bu gelişim neticesinde ulaşılan Divan Edebiyatı evresi hakkında genel bazı bilgiler vermek istiyoruz.

Türk edebiyatı'nda iki önemli dönüm noktası bulunmaktadır; bunlar, Türk tarihinin ve buna bağlı olarak Türk edebiyatı tarihinin akışını değiştirmiştir.

1-Türklerin İslamiyet'i kabulü
2-Türklerin batı etkisine girmesi.

Türk edebiyatını, bu dönüm noktalarına göre dönemlere ayırabiliriz.

A) İslamiyet'in Kabulüne Kadar Olan Türk Edebiyatı

a) Göktürk Edebiyatı: Türklerde yazılı edebiyat, mevcut bilgilerimize göre, Göktürkler zamanında, 7. yüzyılda başlamıştır. İlk yazılı metinlere bu dönemde rastlanır. Orhun Anıtları, Moğolistan'ın kuzeydoğusunda, Orhun ırmağının eski yatağı ile Koşuçaydan Gölü civarındadır. Bu anıtlar, üç yazıttan oluşmuştur:

· Tonyukuk Yazıtı (miladi 720)
· Kültigin Yazıtı (miladi 732)
· Bilge Kağan Yazıtı (miladi 735)

b) Uygur Edebiyatı: Uygurların tarihine bağlı olarak 745-840 arası ve 840'dan sonrası olmak üzere iki bölümde incelenmektedir. Dokuz Oğuzlar olarak da bilinen birinci döneme ait bilinen en önemli anıt, Uygurların 2. Kağan'ı Moyunçar adına dikilendir. On Uygurlar olarak da bilinen ikinci dönem ise oldukça farklıdır. Maniheizm dininin kabulü ile yeni bir alfabe kullanılmaya başlanmıştır.

B) İslami Dönem Türk Edebiyatı

11. Yüzyıl: İslami Dönem Türk Edebiyatı'na ait ilk eser 11.Yüzyıl'a ait olan 'Kutadgu Bilig'dir. Yusuf Has Hacip tarafından yazılmış öğretici bir eserdir. Siyaset-nâme niteliğindedir ve 6500 beyitten oluşur. Bu döneme ait diğer bir önemli eser de 'Divânû Lügâtit Türk'tür. Kaşgarlı Mahmut tarafından Araplara Türkçe'yi öğretmek amacıyla yazılmış bir lügâttır. Bu döneme ait önemli bir eser de Edip Ahmet Yükneki'nin öğretici nitelikteki dini kitabı 'Atabetül Hakayık'tır.

12. Yüzyıl: Bu yüzyılın en önemli ismi Hoca Ahmed Yesevi'dir, Türk tasavvuf tarihinin ilk önemli şairidir. Hikmetleriyle büyük ün kazanmıştır. Bu yüzyılın diğer önemli ismi ise Kitab-ı Meryem, Kitab-ı Bakırgen ve Kitab-ı Âhirzaman adlı eserlerin sahibi, aynı zamanda Hoca Ahmed Yesevi'nin öğrencisi olan Hakim Süleyman Ata'dır.

13. Yüzyıl: Bu yüzyılda Anadolu'da edebiyat üçe ayrılır.

1- Divan Edebiyatı (Yüksek Zümre Edebiyatı)
2- Tasavvuf Edebiyatı
3- Halk Edebiyatı

DİVAN EDEBİYATI

13. Yüzyıl'ın sonlarından 19. Asrın ikinci yarısına kadar devam etmiş; düşünce yapısını İslam dininden, tasavvuftan, Arap ve Fars edebiyatından almış; estetik kaidelerini ise Arap, özellikle de Fars edebiyatından almış; Arapça ve Farsça kelime ve tamlamaların büyük ölçüde yer aldığı, kendine has sanat anlayışı, sınırlı duygu dünyası olan Türk edebiyatına Divan Edebiyatı denir.

Yeni edebiyattan ayırma düşüncesiyle, Edebiyat-ı Kadime ve Şi'r-i Kundema denilmiştir. Bunun yanında Havas Edebiyatı, Enderun Edebiyatı, Medrese Edebiyatı, Yüksek Zümre Edebiyatı, Saray Edebiyatı adlarıyla anılan bu edebiyat, daha çok Divan Edebiyatı adıyla anılmış ve yaygınlaşmıştır. Bunun nedeni şairlerin şiirlerini topladıkları eserlere 'divan' denilmesidir.

Türklerin İslam dinini kabul etmelerinin ardından, toplum yapılarında köklü değişikler olmuştur. Arapça, din ve ilim dili; Farsça ise kültür ve edebiyat dili olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle dilimize Arapça ve Farsça'dan kelime ve terkipler girmeye başlar ve Osmanlıca denilen karma bir dil ortaya çıkar. Osmanlıca, Arapça ve Farsça kelimelerle dolu bir Türkçe'dir.

Yine de Divan edebiyatına ait örneklerinin görülmesiyle, İslam dininin kabulü arasında bir zaman farkı bulunduğu gözden çıkarılmamalıdır. Kullanılacak dilin, düşüncenin oluşması için bir zaman aralığına ihtiyaç duyulmuştur.

Medreselerde Arapça ve Farsça'nın okutulması, o dönemin aydınlarının İran edebiyatı ve sanatını, Türk dili ile harmanlamalarına yol açmıştır. Bunun sebebi, hecelerin açık(kısa) ya da kapalı(uzun) oluşu esasına dayalı olan aruz ölçüsüdür. Türkçe'de uzun seslinin bulunmayışı, Aruz vezninin kullanımı sırasında dilimizi Arapça ve Farsça'ya açmış, buna bağlı olarak da Osmanlıca'yı oluşturmuştur.

Divan edebiyatı beyit bütünlüğüne dayanmaktadır. Bu şiirde mana her şeydir. Bir beyit çeşitli anlamlarla yüklü olabilir. Divan Edebiyatı, mananın daha önce söylenmemiş olmasına özen gösterir. Bunun için, dilin inceliklerini bilmek, kıvrak bir zekaya sahip olmak, bir çok şairi okumuş olmak gerekir. Şairin söyleyeceklerini edebi sanatlarla süslemesi şarttır. 'Ne' söylenildiği kadar, söylenilenin 'nasıl' söylendiği de önemlidir. Gerçek yenilik, kimsenin aklına gelmemiş olanı söylemek, gidilmemiş yoldan gitmektir. Şair, kelimeleri bir kuyumcu titizliğiyle akıcı bir söyleyişe uygun olacak şekilde seçmelidir.

Divan edebiyatı'nın bazı ortak kalıpları vardır. Aşk- maşuk- aşık üçgeni bunların başında gelir. Bazen bu üçgene rakip de eklenir. İster beşeri olsun ister ilahi, şiirde aşk esastır. Divan şairi daima aşıktır. Divan şairinin aşkı ilacı bulunamayan bir derttir. Şair, böyle bir derde sahip olduğu için mutludur. Aşık'ın maşuk'a kavuşması yani vuslat yoktur.Bu derdin çaresi ise yine derdin kendisidir.



Edebi Sanatlar ( Söz Sanatları)



A-) Mecaza Dayalı Söz Sanatları
Mecaz (Değişmece),Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması,Düz Değişmece)
Teşbih (Benzetme),İstiare (Eğretileme / Deyim Aktarmaları),
Teşhis (Kişileştirme),İntak (Konuşturma),Kinaye (Değinmece),
Tariz (Dokundurma,İğneleme)

B-) Anlama Dayalı Söz Sanatları
Hüsn-i Talil (Güzel neden bulma),Tecâhül-i Ârif (Bilip de bilmezlikten gelme ),
Tenasüp (Uygunluk), Leff ü Neşr, Mübalağa (Abartma),
Tezat (Karşıtlık),Tekrir (Yineleme),Telmih (Hatırlatma),Tevriye,
İstifham (Soru sorma),İrsâl-i Mesel, Rücû, Terdîd, İktibas,Îham…

1-) MECAZ ( DEĞİŞMECE )
Bir sözcüğün gerçek anlamlarından (temel ve yan anlamlarından)
sıyrılarak,başka bir sözcüğün yerinde kullanılmasıdır. Sözcükler
cümle içerisinde ya da en azından başka sözcüklerle öbekleşerek
mecazlı anlam kazanır.Deyimler,mecazlı öbeklerin en tipik örnekleridir.
Atasözlerinde de mecaz bolca kullanılır.
Sözcüğe mecazlı anlam yüklenmesinde iki ana yöntem vardır:
a) Benzetmelerden yararlanılarak gerçekleştirilen anlam aktarmamaları ;
bir başka deyişle "benzetme ilgisine dayalı" mecazlar (Benzetme,
eğretileme,kişileştirme,kinaye,tariz,abartma)
b) Benzetme dışı ilgilerle gerçekleştirilen mecazlar (Mecaz-ı mürsel,
ad aktarması)
Her iki durumda da sözcüğün gerçek anlamından (temel ve yan) uzaklaşıp
başka bir sözcüğün yerini alması,değişim söz konusudur.
* " Günler akıp gidiyor."
Akmak sözcüğü mecazlıdır. Günler,akıcı bir maddeye,mesela bir suya
benzetilerek mecaz gerçekleştirilmiştir."akıp" sözcüğü,değişmece
yoluyla "geçip" sözcüğünün yerini almıştır.
* "O kadar susamış ki bardağı bir dikişte bitirdi."
Sözü edilen kişi bardağı değil,içindeki suyu içmiştir."bardak" sözcüğü
"su" sözcüğünün yerini almıştır.Benzerlik söz konusu değildir.
İç - dış ilgisiyle mecaz gerçekleştirilmiştir.

UYARI
Mecazlı kullanımı ayırt etmenin bir yolu da, sözcüğün yeni kazandığı
anlamın gerçekte mümkün olup olmadığına bakmaktır.Mesela yukarı-
daki kullanımlarda günlerin,gerçek bir su gibi akması mümkün değil-
dir.Su içerken bardağın "bitmesi" şöyle dursun,bir zerresinin eksil-
mesi bile düşünülemez.
ÖRNEKLER
*"Duygularımız içimize sığmadı, "alkış" ve "bravo" larla dışarıya döküldü.
Duygular akıcı bir maddeye benzetilmiş,"sığmamak" ve "dökülmek"
sözcükleri mecazlı kullanılmıştır.
* "Bu işçi biraz daha pişmek ister." (soyut; olgunlaşmak anlamında)
*Barış umutları yeşerdi." (soyut; oluşmak anlamında)
* "Serin ama tatlı bir ilkbahar akşamıydı." (soyut; hoş anlamında)
* "Olaylara bir de bu gözle bakmalısın." (anlayış anlamında)
* "Yeni idarecimizin davranışları hamdı." (tecrübesizlik )
* "Ölçülü davranışları vardı." (seviyeli)

DİKKAT!
Mecaz anlamlılıklar sözcük,deyim,argo ve atasözü düzeylerinde
görülebilir:
* "Lodos soğuğu kırdı." (sözcük düzeyinde)
* "Onun ne zamandır kırdığı ceviz kırkı aşıyordu zaten." (deyim)
* "Seni görünce kirişi kırdı tabii." (argo)
* "Ana sorunumuz bu değil." (sözcük)
* "Borsada kaybedince kafayı yedi." (argo)
* "Bu boş kafalar gelişmemizi engelliyor." (sözcük)
* "Her işte kılı kırk yarardı." (deyim)
* "Ateş düştüğü yeri yakar." (atasözü)

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1. "Bildiğim kadarıyla o evine bağlı bir insandır."
Anlamı: Düzeyi:
2. "Babam:'Kalk,su getir.'dedi;kardeşim oralı olmadı."
Anlamı: Düzeyi:
3. "Bu acı olay hepimizi derinden etkiledi."
Anlamı: Düzeyi:
4. "Bakanın istifasından sonra yoğun bir koltuk kavgası başladı."
Anlamı: Düzeyi:
5. "Sizin böyle bir işte harcanmanızı istemem."
Anlamı: Düzeyi:
6. "Çocuğu çok sıkıyorlar."
Anlamı: Düzeyi:
7. "Ne diyelim, talih bizimle oynuyor."
Anlamı: Düzeyi:
8. "Hayatımda onun kadar tilki bir adam görmedim."
Anlamı: Düzeyi:
9. "Su testisi su yolunda kırılır."
Anlamı: Düzeyi:
10. "Hiçbir şeyi beğenmez;her şeye burun kıvırırdı."
Anlamı: Düzeyi:
11. "Taşıma su ile değirmen dönmez."
Anlamı: Düzeyi:
12. "Sanıyorum bu işte onun da parmağı var."
Anlamı: Düzeyi:
13. "Oturup dururken ne parlıyorsun,sana bir şey diyen mi var?"
Anlamı: Düzeyi:
14. "Ağzı süt kokan sanatçılar bile bize akıl vermek istediler."
Anlamı: Düzeyi:
15. "Biz ne dersek diyelim karşı duruyor,bildiğinden şaşmıyordu."
Anlamı: Düzeyi:
16. "Vatan borcu biter bitmez ordayım."
Anlamı: Düzeyi:
17. "Bu öğrenci diğerinden bir gömlek daha bilgili."
Anlamı: Düzeyi:

Argo Düzeyinde Mecaz: Toplumda herkesçe kullanılan dilden ayrı
olarak belirli kesimlerce kullanılan ancak genel dilin içinde yer alan
ve ondan türeyen özel dile argo denir.
GERÇEK ANLAM ARGO ANLAM
Çok sövmek kalaylamak
kolayca kandırılabilen keriz
hapishane dam,delik,kodes,kafes
esrar ot
öldürmek nallamak

2-)MECAZ-I MÜRSEL (AD AKTARMASI/DÜZ DEĞİŞMECE)
Benzetme ilgisi söz konusu olmadan,başka bazı ilgilerle,bir sözün
başka bir söz yerinde kullanılmasıyla oluşturulan mecazlardır.
İç -dış ilgisi
* "Anne, çamaşır kazanı kaynadı,gel!"
* "Üstünü çıkarıp yatağa uzandı."
* "Ne zamandır evde tencere kaynamıyor."
* "Bu depoyla Düzce'ye kadar gideriz."
* "Şofben yanıyordu."
Parça - bütün ilgisi
* "O zamanlar bu gazetede usta kalemler vardı."
* "Üniversitedeki kürsüsünde yıllarca çalıştı."
* "Motor gece karanlığında yükünü Bartın'a boşalttı."
* "Bu sahalarda nice altın ayaklar top koşturdu."

Neden - sonuç ilgisi
* "Hay mübarek! Bereket yağıyor bereket!"
* "Bahar aylarında rahmet düşmezse ürün iyi olmaz."

Sanatçı - eser ilgisi
* "Davetlilere piyanosuyla önce Çaykovski,sonra Mozart çaldı."
* "Şimdi de biraz Yûnus Emre okuyalım mı?"
* "Pikapta Münir Nurettin dönüyordu."

Yer , yön , bölge , çağ - insan ilgisi
* "Eve haber verip geleyim."
* "Batı ve Doğu , inanç ve felsefe yönünden hem birbirini etkilemiş
hem birbirine uzak durmuştur."
* "Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır."
* "Ankara bu notaya cevap vermekte gecikmedi."
* "Adresi bir de şu büfeye sorsak mı?"
* "Sizin işinizi şu masa halleder beyefendi."

Soyut - somut ilgisi
* "Türklük yüreğini dağlasın gayrı/Cihan da bizimle ağlasın gayrı."
Somut bir varlık olan "Türk insanı,Türk milleti " yerinde, soyut
olan "Türklük" kullanıldı.
* "Gençlik; kafası ve yüreğiyle toplumun güvencesidir."
"Gençler" yerine soyut olan "gençlik";"düşünce" yerine somut
olan kafa;"cesaret,duygu" kavramları yerine somut olan "yürek"
kullanıldı.

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.
1. "Ön sokakta yer yok,arabayı arkaya bırakınız."

2. "Çocuk kitapları birinci hamura basılmalı."

3. "Sen bu otobüsle git,ben Bartın'a bineceğim."
4. "Koştu yokuş aşağı,rengi atmış bir şapka."

5. "Depremden sonra Düzce geceyi sokakta geçirdi."

6. "Marmara'da her yelken / Uçar gibi neşeli."

7. "Tiyatroda oynamam konusunda bütün mahalle beni destekledi."

8. "Turistler bu tur için yeni lokomotifler yerine buharlıyı tercih
ediyorlar."

9. "Koparıp öpmek için,basacağı toprağı
Bütün şehir bekliyor onu dizler üstünde."

10. "Türkiye,Tanzimat'la yüzünü Batı'ya çevirmişti."


3-) TEŞBİH ( BENZETME )
Anlatımı güçlendirmek amacıyla,aralarında ortak nitelik bulunan
iki varlık ya da kavramdan,ortak nitelik yönünden güçlü olandan
zayıf olana aktarma yapılmasıdır.
Benzetmenin dört öğesi vardır :
1.Benzeyen ( B ) : Özellikçe zayıf olan
2.Kendisine Benzetilen ( KB ) : Özellikçe güçlü olan
3.Benzetme Yönü ( BY ) : Aktarılan özellik
4.Benzetme Edatı ( BE ) : gibi,kadar,sanki,güya,misal,andırmak ….
Bunlardan ilk ikisi benzetmenin asıl öğeleridir.Benzetme yönü ve
benzetme edatı yardımcı öğelerdir.Yardımcı öğeler kullanılmadan da
benzetme gerçekleştirilebilir.
ÖRNEK " Cennet gibi güzel vatan "
KB BE BY B
Bir benzetmede bu dört öğe her zaman bir arada bulunmayabilir.
Benzetme,kullanılan öğeler bakımından çeşitlere ayrılır:

1.Ayrıntılı (Tam) teşbih : Dört öğesi de bulunan benzetmedir.
ÖRNEK "Ah bu türküler,köy türküleri
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz. "
Benzeyen : Köy türküleri
Kendisine benzetilen : Ana sütü
Benzetme yönü : temiz ve candan olması
Benzetme edatı : gibi

2.Kısaltılmış teşbih : Benzetme yönü bulunmayan benzetmedir.
ÖRNEK "Kutu gibi bir dairede oturuyor."
KB BE B

3.Pekiştirilmiş teşbih :Benzetme edatı bulunmayan benzetmedir.
ÖRNEK "Bir siyah kadındır kaldırımlarda gece "
BY KB B
"Yollar köyleri saran eskimiş çerçeveler "
B BY KB

4.Yalın teşbih (teşbih-i beliğ) : Benzeyen ve kendisine benzetilenle
yapılan benzetmedir.
ÖRNEK " Gül tenli sevdiğim "
KB B
" Selviler içinde bir alevdir Emir Sultan "
KB B
"Unutmakta haklısın kömür gözlüm/Haklısın…Bu sözüm sana sitemdir"
KB B
UYARI !
Tam teşbihte mecaz yoktur.Çünkü bütün sözcükler gerçek anlamlarını
korumaktadır.Benzetme kısaldıkça anlatım güçlenmekte,mecaz hava-
sı oluşmaktadır.Mecaz,pekiştirilmiş benzetmede başlar,teşbih-i beliğde
iyice güçlenir.Aşağıdaki örnekleri bu açıdan inceleyiniz.
"Annem melek gibi temiz ruhlu bir insandı." (tam teşbih,mecaz yok)
"Annem iyilikte,bir melekti." (Pekiştirilmiş benzetme,mecaz var;
çünkü,"anne" aslında melek değildir;"melekti" sözcüğü mecazdır.)
"Melek annem,cennete doğru yola çıktı." ("Melek annem" sözü
teşbih-i beliğdir.Mecaz iyice güçlenmiştir.Özellikle "melek" sözün-
de yoğun bir mecaz anlam vardır.)

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1."Ovadan bakılınca çelikten dev bir testere ağzını andıran tepeler,
yaz kış ışıl ışıldır."

2."Bütün gece vagondan vagona un çuvalları taşımış hamallar gibiyiz."

3."Büyük sahra denen bu kum denizinde daha günlerce hamallık
edeceğiz."

UYARI !
Benzetmelerde "benzemek,andırmak,dönmek" gibi fiiller ve bunlardan
türetilmiş fiilimsiler edat yerinde kullanılabilir.
"Saçların tarumar,gözlerinde nem/Ateşe benzerdin,küle dönmüşsün."
KB BE KB BE
"Tepegöz gök gürültüsünü andıran bir sesle kükredi."
B KB BE BY
4."Erciş sapağında,Van Gölü mavi bir çarşaf gibi önüme serildi."

5."Beş altı araba,gelin alayı gibi sıralandı."

6."Fırtınada bir deniz feneri kadar yalnızdım."

7."Rujlu dudakları açık bir yarayı andırıyordu."

8."Köpek leşi gibi uyuyor şehir."

9."Ağzımda bal gibi tatlı bir türkü…"

10."İyi sözler söylenmiş bir kadın gibi güzelleşiyor dünya."

11."Sürüklenen bir kış ölüsüdür zaman."

12."Biliyorum / Şiir bir pencere kuşudur."

13."İnsan bir ormandır derdim sana hep."

14."Bir bakışı vardı Esma'nın / Kavak yelleri gibi pırıl pırıl."

15."Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım."

16."Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik."

17. "Durmuş bir saat gibiydi durup geçmeyen zaman."

18. "Şiir bir cennet bahçesi / Girmeyene anlatılmaz."

19. "Gözlerimiz kurşun,elimiz bıçak/Severek öldürdük güzellikleri."

20. "Garibanlar yolunuyor kaz gibi/Hangi kuşun neresini yazayım."

21. "Gördüm deniz dedikleri bin başlı ejderi."


22. "Acep beni anar m'ola / O kaşları keman şimdi."


23. "Ve çobanlar gibi dallar yaktık."

24. "Kul Mustafa karakolda gezerken /Gülle kurşun yağmur gibi
yağarken."

25. "Yıldız gibi doğdukça güzel her akşam."

26. "Gözleri çıkarılmış bir âmâ gibi evler."

27. "Ben kendi varlığı içinde taşan / Uçsuz bucaksız bir denizim."



4-) İSTİARE (EĞRETİLEME)
Temel öğelerden (benzeyen, kendisine benzetilen) sadece biri söylenerek
yapılan benzetmeye istiare denir.
İstiare, bir sözün benzetme amacıyla, başka bir söz yerine kullanılması
olarak da tanımlanabilir.
"Yuvayı yapan dişi kuştur."
Bir atasözü olan bu cümlede,"kadın", "dişi kuş"a benzetilmiş,
ancak benzeyen (kadın) kullanılmamıştır. Bu bir istiaredir.
İstiareler ikiye ayrılır:

Açık İstiare: Sadece kendisine benzetilen kullanılır.
Kapalı İstiare: Sadece benzeyen kullanılır.

ÖRN. "Şakaklarıma kar mı yağdı, ne var?"
Şakaklardaki beyazlık kar'a benzetilmiş. Ancak benzeyen kullanılmamış.
Bu, açık istiare örneğidir.
ÖRN. "Çatma kurban olayın çehreni ey nazlı hilâl!"
Şair, bayrağı kaşlarını çatmış bir insana benzetiyor; ancak "insan"
(kendisine benzetilen) dizede açıkça geçmiyor. Sadece benzeyen
öğesi kullanılmış. Bu,kapalı istiare örneğidir.
NOT: Kapalı istiarelerde yalnız Benzeyenin (özellikte zayıf olanın)
kullanıldığını biliyoruz. Bu tür benzetmelerde Kendisine Benzetilenin
özelliklerinden (benzerlik yönünden) bazıları da ipucu olarak kullanılır.

ÖRN. "Çocuklar okula doğru adeta uçuyorlardı."
Çocuklar "kuş"a benzetilmiş,"kuş" değil uçmak eylemi kullanılmıştır.

ÖRN. "Gözlerinden uyku akıyordu."
"Uyku" akıcı bir maddeye (mesela suya) benzetilmiştir."Akıyordu"
eylemi ipucu olarak kullanılmıştır.
NOT:Teşhis (Kişileştirme),insan olmayan varlıklara insan niteliği
kazandırma,insana ait özellikleri o varlıklara mal etme,insandan
diğer varlıklara aktarmadır.
Her teşhiste,bir kapalı istiare vardır;çünkü bu tür benzetmelerde
Kendisine Benzetilen bir insandır ve söylenmemiştir.
Her Kapalı İstiarede ise Teşhis yoktur.
ÖRN. "Boynu bükük buğdaylar,yağmur özlemiyle gökleri gözlüyorlardı."
Burada TEŞHİS ve KAPALI İSTİARE vardır."Buğdaylar" insana benzetilmiş;
"özlem çekmek","gözlemek" gibi özellikleri buğdaya mal edilmiştir.


ÖRNEKLER
* "Derinden derine ırmaklar ağlar / Uzaktan uzağa çoban çeşmesi."
B: Irmaklar ve çoban çeşmesi KB: İnsan(?) BY: ağlamak(ipucu)
TÜR: Kapalı İstiare
* "Gece akıp gitti / Çevirin gündüzün sayfalarını."
B: gece KB: akıp giden bir madde, su (?) BY: akmak(ipucu)
TÜR : Kapalı İstiare
* "Gülüm beni terk edecek / Hasretiyle öldürecek."
B: sevgili (?) KB: gül
TÜR : Açık İstiare
* "Nice dolaşık yolları çözdüm bıraktım."
B: yollar KB: ip, ip yumağı (?) BY: dolaşık, çözmek (ipucu)
TÜR: Kapalı İstiare
* "Gönül her çiçekten bal almak ister / Kırıldı kanadı.uçamaz oldu."
B: gönül KB: arı (?) BY: çiçek,bal almak ve kanadı kırılmak(ipucu)
TÜR: Kapalı İstiare
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1. "Eğilmiş arza,kanar,muttasıl kanar güller."
B: KB: TÜR:
2. "Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor
Bir hilâl uğruna ya Rab ne güneşler batıyor."
B: KB: TÜR:
3. "Bir med günü gökyüzü kurşunla örtülü."
B: KB: TÜR:
4. "İki kapılı bir handa / Gidiyorum gündüz gece."
B: KB: TÜR:
5."Can kafeste durmaz uçar / Dünya bir han konan göçer."
B: KB: TÜR:
B: KB: TÜR:
B: KB: TÜR:
6. "Yüce dağların başında salkım salkım olan bulut."
B: KB: TÜR:
7. O kızıl zafer kartalının / Çankaya'da kurulmuş yuvası."
B: KB: TÜR:
8. "Güneş, denizin mavi sularında saçını yıkıyordu."
B: KB: TÜR:
9. Kurban olam kurban olam / Beşikte yatan kuzuya."
B: KB: TÜR:
10."Yeşil kurbağalar öter göllerde / Kırıldı kanadım kaldım çöllerde."
B: KB: TÜR:
11."Yürüyordum, ağlıyordu ırmaklar."
B: KB: TÜR:
12."Havada bir dost eli okşuyor elimizi."
B: KB: TÜR:
13."Yüce dağ başında siyah tül vardır."
B: KB: TÜR:
14."Sabahtan uğradım ben bir fidana."
B: KB: TÜR:
15."Mor menekşe boyun eğmiş / Yapracığı suya deşmiş."
B: KB: TÜR:
16."Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor."
B: KB: TÜR:
17."Birçok seneler geçti dönen yok seferinden."
B: KB: TÜR:
18."Semânın kandilleri yanmıştı."
B: KB: TÜR:
19."Durur tekbir alır dağlar / Döner dağlarda kartallar."
B: KB: TÜR:
20."Vatan ufkundaki en güzel çeyiz
En şanlı süs,baktım yarıya çekildi."
B: KB: TÜR:
21."Uzak dağlarda kaybolmuş bir bulut/Rüzgârın bir unutkanlığıdır."
B: KB: TÜR:
22."Yedi tepeli şehirde bıraktım gonca gülümü."
B: KB: TÜR:

23."Saçlarıma yıldız düşmüş koparma anne."

B: KB: TÜR:
24."Görünmez kanatlarıyla hatıralar / Camlara çarpıp duruyor."
B: KB: TÜR:
25."Başımdan bir kova sevda döküldü
Islanmadım,üşümedim,yandım oy!"
B: KB: TÜR:
26. "Gökyüzü sarsılıp köpürüyor,camlara saldırıyor."
B: KB: TÜR:
27. "Varsın bahçelerde rüzgâr gezinsin."
B: KB: TÜR:
28. "Ufuklar merhametsiz,rüzgârlar hoyrat
Yok artık can verdi aydınlık mevsimler."
B: KB: TÜR:
29."Dağlara yaslanıp yatan güneşi/Yaralı, hastadır, yorgundur sandım."
B: KB: TÜR:
30. "Bir ateş düştü canıma / Yanarım kimseler bilmez."
B: KB: TÜR:

5-) TEŞHİS ( KİŞİLEŞTİRME )
İnsana ait özelliklerin insan olmayan varlıklara mal edilmesiyle
gerçekleştirilen mecazlı bir anlatım özelliğidir. Bazen benzetme çoğu
zaman da kapalı istiare biçiminde gerçekleştirilir.

ÖRNEKLER
* "Sevincinden ağlayan,gülen,haykıran rüzgâr
Kalplere sevinç,umut ve inanç getiriyor."
Rüzgâr,insan gibi sevinmekte,sevincinden ağlamakta,gülüp haykır-
maktadır.Böylece kişileştirme gerçekleştirilmiştir.Kendisine benzetilen
"insan" söylenmediği,gülmek,ağlamak,sevinmek,haykırmak gibi
insana ait özellikler 'benzetme yönleri' belirtildiği için kişileştirme,
kapalı istiare biçiminde gerçekleştirilmiştir.
* "Rüzgâr,bir insan gibi sevincinden ağlıyor,gülüyor,haykırıyordu."
denirse benzeyen de kendisine benzetilen (insan) de belirtildiği
için kişileştirme,benzetme şeklinde gerçekleştirilmiş olur.
* "Dağ başını duman almış / Gümüş dere durmaz akar."
İkinci dizede,insanın 'ağlama' özelliği 'dere'ye aktarılmış,dere
kişileştirilmiştir.Aynı zamanda kapalı istiare yapılmıştır.
* "Ben öpmeden önce yanaklarını/Varsın teller,tüller,duvaklar öpsün."
teller,tüller,duvaklar' kişileştirilmiştir.
* "Besbelli her saat artar kederi/Belki de yüreği yara dağların."
İnsana ait 'yüreği yaralı' ve 'kederli' olmak dağlara verilmiştir.
*Bir yağmur başlar ya inceden ince/Bak o zaman topraktaki sevince."
'sevinmek' özelliği toprağa verilmiştir.
*"Renkler başkalaştı gün ortasında/Koyu bir karanlık öptü denizi."
'öpmek' özelliği karanlığa mal edilmiştir.
* "Bir bulut gezer yayla yayla Anadolu'yu
Bir baştan başa selâm götürür."
'selâm götürmek' özelliği buluta verilmiştir.
* "Aynalar,bakmayın yüzüme dik dik
İşte yakalandık,kelepçelendik."
Şair,kendisine dik dik baktıklarını söyleyerek 'aynaları'
kişileştirmiştir.
* "Kuşlar,senin uzak diyarlara gittiğini söylediler bana."
'Kuşlar' konuşmaktadır,kişileştirme yapılmıştır.
* "Konunun hassasiyeti nedeniyle kalemimin çok temkinli hareket
ettiğini okurların fark etmişlerdir."
'kalem' insan gibi temkinli,tedbirli,ölçülü hareket ediyor.

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1. "Toplanırken göklerde bulutlar yığın yığın
Hırçın bir fırtınaya dönüşüyordu deniz."

2. " Dans eden kelebekler,şarkı söyleyen kuşlar,göz kırpan çiçekler
vardı o yerde."

3. "İçmiş gibi geceyi bir yudumda / Göğün mağrur bakışlı bulutları."

4."Dinle yolcu bu su onun sesidir/Sinsi adımlarla akşam yürüyor."

5. "Rüzgâr uyumuş,ay gülüyor; her taraf ıssız."

6. "Yeditepe üstünde zaman bir gergef işler."

7. "Çukurova bayramlığın giyerken."

8. "Bir balık ağlıyordu / Denizde / Başını yaslamış / Ufacık bir yosun
parçasına."

9. "Dinmiş denizlerin şarkısı, rüzgâr uymakta
Körfez düşünür, Kanlıca mahzundur uzakta."

10."Yeşil sedirlerde dinlenir huzur."

11. "Mavi tulumbayla gülümser evim."

12. "Çocukluğum oynar serin avluda."

13. "Bir bahar sabahının karanlığında ıssız
Gökte diz çökmüş iki titrek ışıklı yıldız."

14. "Ay suda bestelerken en güzel şarkıyı
Küreklerim de suya en derin şiiri yazdı."

15. "Akdeniz'in dalgaları cilveli / Akdeniz'dir denizlerin güzeli."

16. "Haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi
Demirlemişti,eli kolu bağlıydı,ağlıyordu."

6-) İNTAK ( KONUŞTURMA )
İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıkları konuşturma sanatıdır.
Konuşturma,kişileştirmeden sonra gelir.Varlık önce kişileştirilir,
gerekirse konuşturulur.

ÖRNEKLER
* "Ben bir ayrıkotuyum / Ne buğday amcam,ne pirinç dayım /
Mısırla akraba bile değilim. / Bir yeşermeye göreyim: /
Kızmasınlar halim duman / Canıma kastederler yapabilseler /
Ama nafile kurumam."
Ayrıkotu konuşturulmuştur.
* "Benim adım dertli dolap / Suyum akar yalap yalap /
Böyle emreylemiş Çalap (Tanrı) / Derdim vardır inilerim."
* "Adam elini uzattı;tam onu koparacağı sırada,mor menekşe:'Bana
dokunma!' diye bağırdı."
* "Küçük bir çeşmeyim yurdumun / Unutulmuş bir dağında /
Hiç kesilmeyecek suyum / Yıldızların aydınlığında /
Boyuna akar dururum."
Verilen parçada "çeşme" insan gibi konuşturuluyor.
* "Akıl ersin,ermesin sevdama
Senden yanayım, dedi yeşeren dal senden yana."

UYARI !

Konuşturulan varlıklar kişileştirildikleri için kullanılan her intak
sanatıyla birlikte teşhis sanatı da yapılır; ancak yapılan her teşhiste
intak sanatı yoktur.
* "Ey benim sarı tamburam / Sen ne için inilersin? /
'İçim oyuk derdim büyük / Ben anınçün inilerim!..' "
* " 'Yıldızlar sönsün' diyerek bağırdı karanlıktan sümbül."


7-) KİNAYE ( DEĞİNMECE )
Bir sözün, benzetme amacı güdülmeden, hem gerçek hem de mecaz
anlamını düşündürecek biçimde kullanılmasına kinaye denir. Kinayede
asıl kastedilen, mecaz anlamdır. Kinayeden;karşıdakini incitmeden
iğnelemede,hafif ve zarif biçimde alaya almada yararlanılır.
Deyim ve atasözlerimizde kinayeye çok rastlanır.

ÖRNEKLER
* "Arkadaşın dayısı güçlüdür, halleder."
* "Bırak onu, burnu büyük adamdan hayır gelmez."
* "Çocukların velvelesi, herkesi ayağa kaldırdı."
* "Çok zahmet çektik, sonunda ayağımız düze bastı."
* "Ne yapsın, ayağı kaydı bir kere."
* "Böyle yürürseniz mahalleye yatsıya varırsınız."
* "Bu taşı bize dostumuz atıyorsa durup düşünmemiz gerekir."
* "Eh,bu hızla gidersek, okula belki yarın sabah varırız." ÖSS
* "Ey benim sarı tamburam
Sen ne için inilersin
-İçim oyuk derdim büyük
Ben onun'çün inilerim."
* "Ben toprak oldum yoluna
Sen aşırı gözetirsin
Şu karşıma göğüs geren
Taş bağırlı dağlar mısın?"
* "içinizde en yürekli olan gelsin."
* "Yokuş çıkmayı göze almayanlar hep çukurda kalır."
* "Atılan ok geri gelmez."
* "Rüzgâra karşı tüküren kendi yüzüne karşı tükürür."
* "Karşısında ağzımı açamadım ki."

8-) TARİZ ( DOKUNDURMA / SİTEM / İĞNELEME )
Sözcük anlamıyla "dokundurma","taşlama","taş atma" demektir.Terim
olarak; bir sözün görünürdeki anlamının tam tersi amaçlanarak kul-
lanılmasıyla gerçekleştirilen mecazlı anlatımdır. Kinayedekinden
daha keskin alay ve eleştiri içerir. Yazıda tariz,bazen parantez içe-
risinde ünlem ( ! ) işaretiyle belli edilir.

ÖRNEKLER
* "Bazı sevgili dostlarımın ( ! ) benim için karpuz kabuklarının
en kayganlarını hazırladıklarını biliyorum."
* "Adamınız,Allah için, gerçekten ustaymış; onun eli değeli bizim
makine kararsızlığı bıraktı; artık hiç çalışmıyor."
* "Kefil olduğunuz gece bekçisi hakikaten güvenilir çıktı; üç gün
sonra bizim kasayı yüklenip kayboldu."
* "Benim oğlum çok cesurdur canım,horozdan korktuğuna bakmayın."
* "Çayın nefis olmuş,kabak suyu gibi."
UYARI
Dokundurmaca anlamını çözebilmek için, sözün nasıl bir durum için,
hangi ortamda kullanıldığına; varsa, diğer cümlelere dikkat etmek
gerekir.
* "Ne kadar kültürlü olduğu ( ! ) yazılarından belli."
* "Beni ne çok sevdiğini ( ! ) biliyordum zaten;iki yıl sonra telefon
etmek zahmetine girerek bunu kanıtladın."
* "Ne kadar eli açık olduğunu gördünüz değil mi?Derneğe tam bir
milyon lira bağışladı."
* "Bu ne kudret ki Elifbâ'yı okur ezberden."
* "Aferin oğlum Ahmet / Bu yolda devam et /
Herifçioğlu Sen Mişel'de koyuvermiş sakalı
Neylesin bizim köyü / Nitsin Mahmut Makal'ı."
UYARI
Tariz ile kinaye karıştırılmamalıdır.Tarizde sözün gerçek ya da
mecaz anlamda kullanılmasından çok,karşıt anlamı önemlidir.Kinayede
ise sözün her iki anlamının bir arada kullanılıp kullanılmadığına
bakılır.


9-) HÜSN-İ TALİL ( GÜZEL NEDEN BULMA )
Herhangi bir olayı gerçek nedeninin dışında daha güzel ve hayali
bir nedene bağlayarak açıklama sanatıdır.

ÖRNEKLER
* "Sen gittin yaslara büründü cihan
Soluyor dallarda gül dertli dertli"
Şair, "akşamın gelişini" ve "gülün solmasını", "sevgilinin gidişine
bağlamıştır.Böylece gerçek neden yerine hoşa giden, hayali bir neden
bulmuştur.
* "Güzel şeyler düşünelim diye
Yemyeşil oluvermiş ağaçlar"
Şaire göre ağaçlar, insanların mutlu olmasını, güzel şeyler düşünmesi
için yemyeşil olmuştur. Bu ağaçların yeşil olmasının gerçek nedeni
değildir. Şair gerçek nedeninin dışında daha güzel ve etkileyici bir
neden bulmuştur.
* "Renk aldı özge ateşimizden şerâb ü gül
Peymâne söylesün bunu gülzâr söylesün"
ŞERAB : şarap , PEYMANE : kadeh , GÜLZÂR : gül bahçesi
Bu dizelerde şair, şarabın ve gülün rengini ( kırmızılığını ) kendi içindeki
ateşten geldiğini belirtiyor.Böylece şarabın ve gülün kırmızılığını
gerçek nedeninin dışında daha güzel ve hayali bir nedenle açıklıyor.
* "Yeni bir ülkede yem vermek için atlarına
Nice bin atlı kapılmıştı fetih rüzgârına"
Akıncıların yeni ülkeler fethetme isteklerinin nedeni olarak, şair
atlarına yeni bir ülkede yem vermek isteyişlerini gösteriyor. Oysa
fetihlerin asıl amacı toprak kazanmaktır.
* "Sen yoksun hiçbir şey yok
Güneşin rengi
Ağustosyıldızlarının sıcaklığı
Karanfil kokusu"
Şair, karanfil kokusunun ağustos yıldızlarının sıcaklığının, güneşin
renginin olmayışını gerçekçi bir neden değil de sevdiğinin yok oluşuna
bağlıyor.
* "Müzeyyen oldu reyâhin bezendi bâğ -ı çemen
Meğer ki bağa haber geldi yârdan bu gece"
MÜZEYYEN OLMAK : süslenmek , REYÂHİN : fesleğenler
Şair, "Bahçe, süslenmiş fesleğenlerle bezendi, meğer sevgili bu gece
geleceğini bildirmiş." diyor. Bahçenin süslenmesini sevgilinin geleceği
haberine bağlıyor. Halbuki bahçenin güzellik kazanması mevsimle ilgi-
lidir.
* "Hâk - i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl
Başını taştan taşa urup gezer âvâre su"
Irmakların dağ taş aşarak ( başını taştan taşa vurarak ) akıp gidişi,
Hz.Peygamberimizin ayak bastığı topraklara ulaşmak nedenine
bağlanıyor.

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz

1- "Güller ki yüzünün renginden utandıkları için kızardılar"
2- "Yoksun diye bahçemde çiçekler açmıyor bak."
3- "Ey sevgili sen bu ilden gideli yaprak döktü ağaçlar, soldu
gökyüzü."
4- "Sen gelince güller açar bahçemde / Bahar güler kahkahayla."
5- "O çay ağır akar yorgun mu bilmem
Mehtâbı hasta mı,solgun mu bilmem"
6- "Bir düğün havası eserdi mahallemizde
Kayısı ağaçları gelin olunca"
7- "Gök ağladı gün boyun sen gidince"
8- " O kadar yürekten çaldı ki / Türküler aşındırdı kavalı"
9- "İşim gücüm budur benim / Gökyüzünü boyarım her sabah
Hepiniz uykudayken / Uyanır bakarsınız ki mavi"
10-"Gün senin için doğuyor, senin için
Ben bir yıldızım yıldızlar ortasında"

10-) TECÂHÜL - İ ÂRİF ( BİLMEZLİKTEN GELME )
Bir anlam inceliği yaratmak ya da nükte yapmak için, şairin, çok iyi
bildiği bir şeyi bilmiyor görünerek söz söylemesine tecâhül -i ârif
denir.

ÖRNEKLER
* "Yılın ilk karı yağdı
İyice kısaldı günler
Ölülerimiz üşür mü ki?"
Son dizede şair ölülerin üşümediklerini bildikleri halde,sorudan
yaralanarak bu durumu bilmezlikten geliyor.
* "Sözü yazdımdı da kalmış öbür entaride
Va'diniz bûse mi vuslat mı unuttum ne idi"
VAAD : herhangi bir konuda söz vermek , BUSE : öpücük ,
VUSLAT : kavuşma
Şair, sevgilisinin kendisine buse mi vuslat sözü mü verdiğini unuttu-
ğunu belirterek bildiği bir gerçeği bilmezlikten geliyor.
* "Ey şûh Nedimâ ile bir seyrin işittik
Tenhaca varıp Göksu'ya işret var içinde"
ŞÛH : çılgın , TENHACA : gizlice , İŞRET : yeme içme
Bu beyitte,sevgili ile Göksu'ya gezmeye giden de Nedim,bunu başka-
sından işitmiş gibi bibi söyleyen de Nedim'dir.
* "Âb-ı gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su"
( Bilmiyorum, dönen kubbe "gökyüzü" kendiliğinden mi su rengindedir;
yoksa göz yaşlarım mı gökyüzünü kaplamıştır. )
Fuzuli bu beytinde, gökyüzünün niçin su renginde olduğunu bilmedi-
ğini söyleyerek, döktüğü göz yaşlarının gökleri kaplaması nedeniyle
böyle olabileceği ihtimalini ileri sürüyor. Doğal olarak şairin gökyüzünün
niçin su renginde olduğunu bilmemesi imkânsız; fakat böylece ne kadar
çok ağlamış, çok gözyaşı dökmüş olduğunu nükteli bir tarzda belirtmiş
oluyor. Bu beyitte tecâhül-i ârif ile mübalağa da vardır.

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1- "Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
Kurbanın olam var mı benim bunda günahım"
2- "Dün gece yoktu ki / Bu dağ buraya nasıl gelmiş? "
3- "Çördükler,cevizler, iğdeler
Gidin bakın gölgeleri orda mı? "
4- "Şakaklarıma kar mı yağdı ne var
Benim Allah'ım bu çizgili yüz? "
5-Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer? "
6- "Arzu dolu,yaşamak dolu
Bu eller miydi resimleri tutarken uyuyan? "
7- "Su insanı boğar, ateş yakarmış
Her doğan günün bir dert olduğunu
İnsan bu yaşa gelince anlarmış."

11-) MÜBALAĞA ( ABARTMA )
Bir özelliğin ya da durumun olduğundan daha çok gösterilmesidir.
Abartmanın oluşması için, söz konusu özelliğin, mantığın sınırlarını
zorlayacak biçimde büyütülmesi gerekir. Böylece mecaz da oluşur.
ÖRNEKLER
* "Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer"
Bu dizelerde "atalarının gökten inerek, şehit olan askerlerin alnını
öpmesi " istenmektedir. Şair bunun gerçekleşmesinin olanaksız ol-
duğunu bildiği halde sözün etkisini artırmak için abartmaya gitmiştir.
* "Bir gün doludizgin boşanan atlarımızla
Yerden yedi kat Arş'a kanatlandık o hızla "
Akıncıların atları öyle hızlı koşmaktadır ki hızlarını alamazlar ve bi-
nicileriyle yerden yedi kat Arş'a yükselirler.Burada olmayacak bir
durumun anlatımı vardır.
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1- "Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle"
2- "Ölüm indirmede gökler ölü püskürmede yer
O ne müthiş tipidir savrulur enkâz-ı beşer"
3- "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ"
4- "Âlem sele gitti gözüm yaşımdan."
5- "Akdeniz'in dalgası gönlüm kadar taşmadı."
6- "Her damlada bir umman var / Yüzdüm, yüzdüm tükenmiyor. "
7- "Sürsün baş başa bu yolculuk / Sayıları delirtecek mesafelere."
8- "Farz et denize çıktım / Su biter,derdim bitmez."
9- "Yahu, o haritadaki denizi görse boğulur."
10- "Gökte yanan güneşi; koparıp tan yerinden
Elimizde meşale gibi taşımaktayız."
11- "Aşkınla tutuştum yandım / Gör beni neyledi sevdan."
12- "Bir âh çeksem dağı taşı eritir."
13- "Derdimi döksem ben Karadeniz'e
Kırım sahillerini sel tufan alır."
14- "Ölçüyü yitirdik tümden / Yüzükler kemer oldu ha ! "
15- "Aşk çekici değdi örse / Durmam gayrı dünya dursa. "
16- "Elim değse akan sular tutuşur
İçim dışım yanar oldu gel gayrı. "
17- "Sizi yıkarım dağlar / Yâre zarar gelirse."
18- "Bu dertten demir çürür / Bilmem nasıl dayandım."
19- "Deniz mürekkep olsa / Yazılmaz benim derdim."
20- "Zâlım yârin elinden / Gözyaşım sele döndü. "

12-) TEZAT ( KARŞITLIK )
İki karşıt düşüncenin bir arada söylenmesidir. Ancak "Gece uyurum,
gündüz çalışırım." demekle tezat sanatı olmaz. Gece ile gündüz zıt
iki kavramdır,düşünce değildir. Oysa tezat, kavramların zıtlığında
değil, düşüncenin zıtlığındadır.
ÖRNEK
* "Meyhâne mukassi görünür taşradan ammâ
Bir başka ferah başka letâfet var içinde"
Nedim'in bu beytinde meyhanenin hem sıkıntılı hem de ferah ve latif
olduğu söyleniyor.Akla ve mantığa uygun bir şekilde, bir varlığın
birbirine zıt özellikleri bir arada söylenmiş oluyor.
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.
1- "Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz."
2- "Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü
Kar değil gökyüzünde yağan beyaz ölümdü."
3- "Ben de gördüm güneşin doğarken battığını
Esrarlı bir bakışın gönlü kapattığını."
4- "İbadet eylerim,namaz kılmam
Temizlik severim,lekemi silmem
Ömrümde zararsız günümü bilmem
Her senede yüz milyonluk kârım var."
5- "Görmediğim şeyi asla sezemem /Korku bilmem hiç yalnız gezemem
İcap etse kendi adımı yazamam / Kâtiplikte gayet iştihârım var."
İŞTİHÂR : meşhur olmak,ün salmak
6- "Gülen çehremi görüp / Sanmayın beni bahtiyârdır
Her kahkahanın içinde / Bir damla gözyaşı vardır."
7- "Bir kız vardı yok gibi öyle güzel!"
8- "Lâkin ben hiç bu kadar mahzun olmadım
Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
Halbuki hepimiz hayattayız."
9- "Nedir benim bu çilem
Hesap bilmem
Muhasebe memuruyum."
11-"Ne efsûnkâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten."
12-"Rüzgâr eser dallarımız atışır
Yas ile sevincim yıkışır dağlar."
13-"Kara gözlerinin beyaz feneri olayım."
14-"Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?"
15-"Ben de gördüm güneşin doğarken battığını."

13-) TELMİH ( HATIRLATMA )
Söz sırasında, herkesçe bilinen bir olayı geçmişteki bir olaya ,ünlü
bir kişiye, bir inanca… işaret etmeye, onu anımsatmaya telmih denir.
Çağrışıma dayanan bu sanatta anımsatılan şey uzun uzadıya açıklanmayıp
bir iki sözcükle ifade edilir.Telmihte, anlatılan duygu ile işaret edilen olay
arasında gizli bir benzetme söz konusudur.

ÖRNEKLER
* "İnsanız, en şerefli mahlukuz / Deyip de pek fazla
Övünmemiz haksız / Atamız elma çaldı cennetten
Biz o hırsızların çocuklarıyız."
Şair, "Atamız elma çaldı cennetten" dizesiyle okuyucuya Adem ile
Havva'nın cennetten kovulmasına neden olan olayı anımsatmakta ve
telmih sanatına başvurmaktadır.
* "Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i
Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi."
Şair, Çanakkale şehitleri için yazdığı bu dizelerde, düşmanla savaşan
Mehmetçikleri Bedir Savaşı'ndaki Hz. Peygamberimizin askerlerine
benzetiyor ve bu olayı anlatırken geçmişteki bir olaydan yararlanıyor.

* "Ey dost senin yoluna / Canım vereyim Mevlâ
Aşkını komayayım / Od'o gireyim Mevlâ"
Son dizedeki "ateş" anl***** gelen "od" sözcüğü, Hz. İbrahim'in
ateşe atılmasına ve ateşin gül bahçesine dönmesine telmih vardır.
* "Gökyüzünde Îsâ ile / Tûr dağında Mûsâ ile
Elindeki âsâ ile / Çağırayım Mevlâm seni"
Birinci dizede "Hz.Îsâ'nın göğe çıktığı inancı"na , ikinci dizede
"Hz. Mûsâ'nın Tûr-ı Sinâ dağında Allah ile konuşması " olayına ve
üçüncü dizede de yine "Hz. Mûsâ'nın yere atınca yılan olan âsâsıyla
gösterdiği mucizelere telmih vardır.

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1- "Şuh Şirin'ler yüzünden dağ delen Ferhat'lar
Aslıhan'lardan yanan Âşık Kerem'ler görmüşüz."
2- "Sultan Süleyman'a kalmayan dünya
Bu dağlar yerinden ayrılır bir gün."
3- "Ekmek Leylâ oldu dostlarım / Mecnûn oldum peşi sıra giderim."
4- "Vahdetün şarabından / Bir cur'a nûş edeyin
Enel-Hak çağıruban / Dâra gireyin Mevlâ"
5- "Sabâ Mesîh- dem olub bahârdan bu gece
Hıtâ'ya benzedi gülşen nigârdan bu gece
SABÂ .hafif ve tatlı esen rüzgâr, MESÎH :Îsâ peygamberin lakabı
HITÂ : Çin'in kuzeyinde ceylanları dolayısıyla mis gibi kokan ülke
(Misk.ceylanların göbeğinden çıkarılan güzel bir kokudur.)
GÜLŞEN :gül bahçesi

NOT: Bu beyitteki diğer söz sanatlarını da inceleyiniz.(Teşbih,tenasüp,
kapalı istiare, hüsn-i talil )

14-) TEVRİYE ( İKİ ANLAMLILIK )
Birden çok gerçek anlamı olan bir sözü herkesçe bilinen ( yakın )
anlamında değil de uzak anlamını kastederek kullanmaya denir.
Tevriyeli kullanılan sözlerin iki anlamı da gerçek anlamdır. Tevriyede
mecaz yoktur; tevriye bu yönüyle kinayeden ayrılır.

ÖRNEKLER
* "Bu kadar letafet çünkü sende var
Beyaz gerdanında bir de ben gerek"
İkinci dizede "ben" tevriyeli kullanılmıştır. Yakın anlamı,vücuttaki
siyah kabartı; uzak anlamı ise, I. Tekil kişi.
* "Âvâzeyi bu âleme Dâvud gibi sal
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş"
Şair, "Bâkî" sözünü tevriyeli kullanmıştır. Yakın anlamı,şairin adı;
uzak anlamı ise,edebî, sonsuz.
* "Gül gülse dâim ağlasa bülbül aceb değül
Zira kimine ağla demişler, kimine gül "
Yakın anlamı,gülme eylemi; uzak (amaçlanan) anlamı gül çiçeği.
* "Bir delikanlı haramîdir deyü afv ettiler
Asmadan kurtuldu ammâ çok sıkılmıştır şarâb "
Asma, söylenen anlamıyla asmak eylemi; amaçlanan anlamıyla da
üzümdür.
* "Koyup kaldırmada ikide birde
Kazan devrildi, söndürdü ocağı"
ocak,ateş yakılan yer; Yeniçeri Ocağı
* "Bana Tâhir Efendi kelp demiş
İltifatı bu sözde zâhirdir
Mâlikî mezhebim benim zirâ
İtikatımca kelp tâhirdir.
tâhir, söylenen anlamı temiz demektir; amaçlanan anlamı ise Tâhir
Efendi'dir.
* "Bâkî çemende hayli perîşan imiş varak
Benzer ki bir şikâyeti var rûzgârdan
"rüzgâr" sözcüğü hem yel hem de zaman anlamıyla tevriyeli kullanıl-
mıştır.

15-) TENASÜP ( UYGUNLUK )
Anlamca birbiriyle ilgili sözcüklerin bir arada kullanılması sanatıdır.
Karşıt anlamlı sözcüklerin bir arada kullanılması tenasüp değildir.
Divan şairleri, tenasüp sanatında, türlü bilim terimlerini, mitoloji,
tarih ve mesnevi kahramanlarını, hayvan , bitki ve çiçek adlarını
bol bol kullanmışlardır.

ÖRNEKLER
* "Mest olupdur çeşm ü ebrûnun hayâlinde imam
Okumaz mihrâbda bir harf-i Kur'an'ı dürüst"
* "Suya versin bâğban gülzârı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzâre su"
* "Koyuldu rengi köpüklerde karın
Işıklar kesildi sularda.
Akşam mı bu gelen güneş mi batacak?
Benim bir güzel var beklediğim
Coşan dalgaları kucaklayacak."
* "Lâleyi,sümbülü gülü hâr almış
Zevk u şevk ehlini âh u zâr almış."

16-) LEFF Ü NEŞR ( SIRALI AÇIKLAMA )
Genellikle bir beyit içinde, birinci dizede birkaç şeyi anlattıktan
sonra, ikinci dizede bunlarla ilgili benzerlik ve karşıtlıkları belirt-
meye leff ü neşr denir.Bu sanat düzyazıda da görülebilir. Teşbih
ve istiare ile yakından ilgili olanbu sanat, ilk dizede söylenenlerin
ikinci dizede düzenli ya da düzensiz açıklanışına göre ikiye ayrılır.

ÖRNEKLER
* "Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma
Yere düşmekle cevher, sâkıt olmaz kadr ü kıymetten
* "Sen bana en sadık arkadaştın
Gönlümde ateştin, gözümde yaştın
Ne diye tutuştun, ne diye taştın
Beni kıskandırıp durmalı mıydın?"
* "İşte gördüğünüz üzere, savaş ve barışa işaret olarak, bir elimizde
kan dökücü mızrak, bir elimizde de zeytin dalı var; ikisinden birini
seçerek kabul buyurunuz."
* "Deli eder insanı bu deniz, bu gökyüzü
Göz kırpar yıldızlar, türkü söyler balıklar."
* "Bakışların kor ateş / Duruşun durgun su
Biri yakar, biri boğar."
* "Ârızın yâdıyla nemnâk olsa müjgânım nola
Zâyi olmaz gül temennâsıyla vermek hâre su
* "Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz."

17-) TEKRİR ( YİNELEME )
Sözün etkisi güçlendirmek için sözcük ya da söz grubunu yineleme sanatıdır.

ÖRNEKLER

* "Ey varlığı varı var eden var !
Yok yok sana yok demek ne düşvar."
* "Kimsesizim kimsem yoktur herkesin var kimsesi
Kimsesiz kaldım meded kıl kimsesizler kimsesi."
* "Kapalı Çarşı içinde kapalı rüya çarşıları
Kapalı Çarşı içinde öfke ve af çarşıları."
* "Bu yağmur…Bu yağmur…Bu kıldan ince
Öpüşten yumuşak yağan bu yağmur
Bu yağmur…Bu yağmur…Bir gün dinince
Aynalar yüzümüzü tanımaz olur."
* "Hepsi gider, bu kubbede kalacak
Âşık sesi, şair sesi, er sesi
Bizi bundan sonra sarıp alacak
Tanrı sesi, sanat sesi, yâr sesi"
* "Kaldırımlar, ıztırap çekenlerin annesi,
Kaldırımlar, içinde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi
Kaldırımlar, içimde uzayan bir lisandır. "


18-) İSTİFHAM ( SORU SORMA )
Sözü, cevap beklemeksizin anlamı güçlendirmek için soru soruyormuş
gibi kullanma sanatıdır.
ÖRNEKLER
* "Hani o, bırakıp giderken seni / Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
Alnına koyarken veda busemi / Yüzüme bu türlü bakmayacaktın?
Gelse de en acı sözler dilime / Uçacak sanırım birkaç kelime
Bir alev halinde düştün elime / Hani ey gözyaşım, akmayacaktın?"
Şair, birinci dörtlüğün ikinci ve dördüncü,ikinci dörtlüğün son dize-
sinde soru sorma yoluna gitmiştir. Ancak bu sorular cevap gerektir-
memektedir.

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1- "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ "
2- "Bana kara diyen dilber / Gözlerin kara değil mi ?"
3- "Olur mu dünyaya indirsem kepenk
Gözyaşı döksem Nuh Tufanı'na denk ?"
4- "Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan muradım şem'i yanmaz mı

19-) ALİTERASYON ( SES YİNELENMESİ )
Bir şiirde ya da düzyazıda ahenk yaratmak amacıyla aynı ses ya da
hecenin yinelenmesine aliterasyon denir.

ÖRNEKLER
* "Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında."
* "cinayeti kör bir kayıkçı gördü
ben gördüm kulaklarım gördü
vapur kudurdu, kuduz gibi böğürdü
hiçbiriniz orda yoktunuz."
* "Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Sakallı bozaç turgay sayradıkça "
* "Dest bûsı arzûsiyle ölürsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su"
* "Sev seni seveni hâk ile yeksân ise
Sevme seni sevmeyeni Mısır'a sultân ise"
* "Eylülde melûl oldu gönül soldu da lâle
Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hâle"

20-) SECÎ ( İÇ KAFİYE / NESİR KAFİYESİ )
Cümlelerin ya da bir cümle içinde birden çok sözcüğün sonlarındaki
ses benzerliğine seci denir. Seci, nesirde kullanılan uyak olarak da
tanımlanabilir. Özellikle Divan nesrinde secili anlatım bir amaç
sayılmıştır.

ÖRNEKLER
* "Ey gözlerin nuru, gönüllerin sürûru; başımızın tâcı,dil ehlinin
mîrâcı "
* "İlâhi her neyi gülzâr ettinse anı ittim,ilâhi elime her ne sundunsa
anı tuttum; ilâhi gönlüm oduna ne yaktınsa o tüter, ilâhi vücudum
bahçesine ne diktinse o biter."
* "İlâhi, kabul senden, ret senden; şifa senden, dert senden… İlâhi,
iman verdin, daim eyle; ihsan verdin, kaim eyle." ÖYS
* "Dost yolunda nistlik gerek, yâr önünde pestlik gerek; ten cübbesi
çâk gerek,gönül evi pâk gerek. "

21-) İRSÂL-İ MESEL
Dizelerde bir atasözü ya da deyimi kullanma, açıklama sanatıdır.

ÖRNEKLER
* "Balık baştan kokar bunu bilmemek
Seyrânî gâfilin ahmaklığından"
* "Çağır Karac'oğlan çağır / Taş düştüğü yerde ağır
Gönül sevdiğinden soğur / Görülmeyi görülmeyi."
* "Tok olanlar bilemez çektiğini aç kalanın
Sırtı pek kimseye ahvâl-i şitâ ( kış ortamı ) yaz görünür."
* "Cihân-ârâ cihân içredir ârayı bilmezler
O mâhiler ki deryâ içredir deryayı bilmezler "

22-) AKİS ( ÇAPRAZLAMA )
Bir cümle ya da dize içindeki sözleri ters çevirerek söylemeye
akis denir.

ÖRNEKLER
* "Her inişin bir yokuşu, her yokuşun bir inişi vardır."
* "Yemek için yaşamamalı, yaşamak için yemelidir.
* "Didem rûhunu gözler,gözler rûhunu didem
Kıblem olalı kaşın, kaşın olalı kıblem."
* "Gamzen ciğerim deldi / deldi ciğerim gamzen
Bilmem nic'olur halım / Halim nic'olur bilmem "
* "Cennet gibidir rûyin / rûyin cennet gibidir
Âdem doymaz sana / sana doymaz âdem"
RÛ : yüz ÂDEM : insan

23- ) İŞTİKAK ( TÜRETME )
Aynı kökten türeyen sözcükleri bir arada kullanmaya iştikak denir.

ÖRNEKLER
* "Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler."
* "Karşısında nice erbâb-ı denaât titrer
Hâkim-i mahkeme-i hükm-i cezâdır kalemim."
* "Hâlâ o cehâlet, o tecâhül ve techil !"

24-) CİNAS
Yazılışları ve söylenişleri aynı, anlamları ayrı olan sözcükleri bir
arada kullanma sanatıdır.



UYARI !
Bu söz sanatlarının dışında ayrıca ÎHAM, İSTİHDAM, İRSAD,
SİHR-İ HELÂL, İSTİDRÂK, NİDÂ, RÜCÛ', TEFRÎK, KAT',TERDÎD,
İLTİFAT, İKTİBAS, KALB, İÂDE, TARSİ', MUAMMA, LUGAZ,
AKROSTİŞ, LEB-DEĞMEZ gibi sanatlar da vardır.