Laiklik, devlet yönetiminde her hangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir.

Fransızca'dan Türkçe'ye geçmiş olan "laik" sözcüğü, "din adamı olmayan kimse; din adamı dışında kalan halk" anl***** gelen Latince "laicus" sözcüğünden gelmektedir. Roma döneminde din adamlarına "Clerici" din adamı olmayanlara da "Laici" adı veriliyordu. Laik aynı zamanda din dışı dinle ilgisi olmayan anlamlarına da gelmektedir.

Tarihçesi

Eskiçağlardan beri din, insanların, günlük yaşamında, toplumsal düzende ve devlet yönetiminde etkili oldu. Özellikle Hıristiyanlık Avrupa'da ortaçağ sonlarına kadar her alanda söz sahibiydi. Papalar krallara hükmedebiliyor, papaz, rahip, ya da keşiş gibi din adamları Hıristiyan dininin kurallarına göre insanların yaşamını yönlendiriyorlardı.

Zamanla değişen ve gelişen ticaret ilişkileri, kentlerin zenginleşmeye başlaması, Hıristiyan olmakla birlikte ayrı mezheplerden olanların çoğalması gibi etkenler Hıristiyan dininin dönemin yeni koşullarına göre gözden geçirilmesini gerektirdi. 16. yüzyılda dinde Reform hareketi oldu. Edebiyat, sanat ve bilimde Rönesans diye adlandırılan canlanma ve atılım dönemi de 15. ve 16. yüzyıllarda gerçekleşti. Böylece Hıristiyan dünyasında din, yaşamın birçok alanında etkisini yitirmeye başladı. Özellikle eğitim ve öğretim alanında yenileşmeler oldu. Din kurallarına uygun eğitim yapan kurumların yani sıra özgür düşünceye ve inanç özgürlügüne dayanan eğitim kurumları devlet tarafından açılmaya başlandı. 1789 Fransız Devrimi'nden sonra laiklik yavaş yavaş devletin bütün kurumlarında ve toplumda kendini kabul ettirdi

Türkiye'de laiklik

Türkiye'de 18. yüzyılda başlayan yenileşme hareketleriyle birlikte toplumsal yaşayışın ve devlet düzeninin işleyişinde ikili bir durum ortaya çıktı. Bir yanda İslam dininin gereklerine göre uygulamalar yapılıyor, öte yanda çağdaşlaşma amacıyla batılı anlayışa göre işler yürütülüyordu. Özellikle 19. yüzyılda bu ikilik daha da belirgenleşti. İslam dininin gereklerine göre öğretim yapan medreselerin yanında çağdaş eğitim anlayışına göre kurulmuş okullar açıldı. Hukuk alanında da hem İslam hukukuna göre yargılamalar yapılıyor, hem çağdaş hukuk anlayışına göre kurulmuş mahkemeler görev yapıyordu. Padişah ise hem bütün Müslümanlar'in halifesi, hem de Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan başka dinlerden olan yurttaşların hükümdarı durumundaydı. Bu ikili durum Kurtuluş Savaşı'nin sonuna kadar sürdü.

Gerek toplumsal gereksinmeler, gerek devlet yönetiminde karşılaşılan güçlükler Türkiye'de de laikliğin benimsenmesini gerektiriyordu. 3 Mart 1924'te kabul edilen bir yasayla Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bütün öğretim ve eğitim kurumları Maarif Vekâleti'ne (Eğitim Bakanlığı) bağlandı. Tevhid-i Tedrisat Kanunu'yla (Öğretimin Birleştirilmesi Yasası) din eğitimi ya da dinsel temellere göre eğitim yapan okullar kapatıldı. Ardından Şeriye ve Evkaf Vekâleti (Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı) kaldırılarak din işleriyle ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Böylece Türkiye'de din hizmetleri, devlet kontrolü dışında değil, devletin denetimiyle yürütülecekti. 1924'te halifeliğin kaldırılması, 1925'te tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması, Türkiye Cumhuriyeti'nin laikleşme yolunda attığı öteki adımlardır. Gene 1926'da yürürlüğe giren Medeni Kanun ile hukuk alanında da laiklik ilkesi geçerli kılındı. 1928'de çıkarılan yeni bir yasayla anayasanının ikinci maddesinde yer alan "Türk Devleti'nin dini, İslam dinidir" cümlesi çıkarıldı.

1931'de rejimin tek partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'nın yeni programında laiklik altı okla simgelenen ilkelerden biri olarak yer aldı.

1933'te okul programlarından çıkarılan din dersleri, 1949'da ilköğretim, 1956'da ortaöğretim programlarına "seçmeli ders" olarak yeniden kondu. Din dersleri 1982 Anayasası'yla ilk ve ortaöğrenim kurumlarında zorunlu dersler arasına girdi.

Cumhuriyet Dönemi ve Atatürk'ün reformları

Halifeliğin 1921 Türk Anayasası hükmü altında kaldırılmasından sonra,pek çok reform modern din ve devlet ayrımına uymayı sağlamak için Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından üstlendi. Devlet ve din işlerinin tam ayrımı, 5 Şubat 1937 Anayasasının laiklik prensibini kapsamasıyla başarıldı.Bu reformlar şunları içeriyordu:

1218 den beri süren Osmanlı Sultan resmiyetinin kaldırılması, son Osmanlı hanedanının yurt dışına gönderilmesi ve bundan dolayı Türk ulusuna,demokrasi temsilciliği yoluyla halka ait bağımsızlığı uygulama hakkı verilmesi 1 kasım 1922
Yeni Türk Devleti'nin Cumhuriyet olarak ilanı: Türkiye Cumhuriyeti, 29 Ekim 1923.
1517 den beri Osmanlı'da yer alan halifeliğin resmiyetinin kaldırılması 3 Mart 1924.
Dini eğitim sisteminin kaldırılması ve standard ulusal eğitim sistemine giriş 3 Mart 1924.
İslami mahkemeleri kapama ve islam kanunlarını kaldırma 1924-1937.
İsviçre Medeni kanunu ve diğer kanunların adaptasyonu ile laik kanun yapısına geçmek 1924-1937.
Şapka ve kıyafet reformu 25 Kasım 1925.
Mezhep yanlısı manastır ve derviş localarının kapanması 30 Kasım 1925.
Örnek alınan İtalyan ceza yasasından,yeni ceza yasasına giriş 1 Mart 1926.
Uluslararası ölçü,saat ve takvime uyma 1925-1931.
Cinsiyetler arası eşitliği tanıma 1926-1931.
Latin Alfabesi'nden türetilen yeni Türk Alfabesi'ne uyum 1 Kasım 1928.
Soyadı kanunu 21 Haziran 1934.
Lakap ve takma adların kaldırılması 26 Kasım 1934.