Paranormal yeteneklerin dogrudan uygulanmalarinin ya da kullanilmalarinin söz konusu oldugu yer ilk basta “ruhsal sifalar” ve “psisik kisiler”in etkinlik alanlaridir. Bu kimseler basari oranlarini çogunlukla yüzde 90 olarak tahmin ederler ama basarilarinin yalnizca psi-etkenine bagli oldugu iddiasinda bulunmazlar. Insanlari iyi tanimalarinin, insan hakkinda bilgi ve deneyim sahibi olmalarinin, kendilerine, “panormal” izlenimlerden çok daha yararli oldugunu seve seve itiraf edip dururlar. Iste bu nedenle de, parapsikolojinin bu “pratik uygulayicilarinin” belirli bir ölçüde basarili olabildiklerini de yadsiyamayiz. Insan konusundaki deneyim ve bilgilerine bagli bu basarilara karsin, hiçbir seyden anlamayan be hiçbir özellikleri bulunmayan sarlatanlarin varligi da yadsiyamayiz, ama bu türden kimseler zaten bransinin ilkelerine simsiki bagli meslekler de yok mu?

Baslarinin dertte oldugunu düsünen, sikintiya düsmüs kimseler, çogunlukla çikis yolunu, bir “kâhinde”, bir “falcida”, bir “büyücüde”, cam kürelerde, iskambil açicilarda, kahve vb. fallarda görürler. Basvurulan yollardan hiçbirinin dertlerini çözümlemedigini kisa sürede fark etmelerine karsin, durmadan bu kimselere para akitirlar. Isin sasirtici yani da, genellikle kâhinin yeteneklerinden kimsenin, tüm basarisizliklarina karsin kusku duymaya kalkmamasidir. Aslinda, hiçbir zaman gerçekten de içinden çikilmaz bir duruma düsmemis olan ya da öyle olmadigi halde durumunu açmazda sanan kimselerin disinda, bu falcilardan ya da kâhinlerden memnun olan kimse yoktur ortada. Bu türden “mucizeler yaratan” kadinlarin ya da erkeklerin yetenekleri ve becerileri konusunda toplumda yaygin ve egemen olan düsüncelerin varligi toplumsal bir gerçekliktir ve sözkonusu “arzin” toplumca benimsenmesi de bu durumda normaldir. Avrupa’da okült içerikli dergilerdeki falci ilanlarina bir göz atmak toplumsal gerçekligi kavramaniza yetecektir bu konuda.

Örnegin Almanya’da kaç falcinin ya da kâhinin çalistigina iliskin yeterli bilgi bulamazsiniz, çünkü çogu meslegini ikinci, üçüncü meslek olarak icra etmektedir. Bizzat tanidiklarim “siradan insanlar” olmakla birlikte, belirli bir toplumsal katmandan geldiklerini söylemek zordur bu kimselerin. “Hakiki” kâhinler, yasamlarinin en az bir asamasinda “öznel paranormal bir olay” yasamislardir ve bu olay sonrasinda psi-yetenegi tasidiklarini ya da bu yönde “yetilerle donanmis olduklarini” kesfetmislerdir! Bu “öznel paranormal olaylar” sözkonusu kimsenin o zamana kadarki “dünya görüsü” ya da anlayisi içine yerlestiremedigi yasantilardir. Böyle bir yasanti, aslinda oldukça “normal” olabilir, ama kisi olayi tuhaf ve anlasilmaz bulup “paranormal”* kategorisi içine sokmus olabilir. Bunun çok sik rastlanan bir örnegi, ileride gerçeklesen rüyalar ya da “beden disi algilar”dir. Bir kimsenin medyumlugunun bir baska kâhin ya da medyumca kesfedildigi de sik görülen durumlardandir.

“Halis” sarlatanlarin gerçek vicdan baskilari yoktur. Eylemlerini en bastan en ince ayrintisina kadar planlamislardir ve “müsterilerinin” isin aslini desifre etmelerinden de hiç tasalanmazlar. (Ama elbette müsteri hatiri sayilir bir yemse o zaman baska.) Bu sarlatanlar, genellikle tüm planlarini “müsterilerinin” salakliklari üzerine insa ederler, bunu yaparken de alabildigine modern pazarlama yöntemleri ve stratejileri kullanirlar.

Asil, “teke tek” seanslarda yardim etmeyi vaat eden sarlatanlar tehlikelidirler. Teknikleri, müsterilerini, bilerek ya da pek farkinda olmadan kendilerine simsiki bagimli duruma getirmektir. Böyle bir bagimliligi en basit yolunun, ücretlerin anormal yüksek tutulmasiyla saglandigini görürüz. Birçok kimse, pahali olan seyin o ölçüde degerli olmasi gerektigini düsündüklerinden, daha bu yüksek ücret bile “kehanetin” hakikiligin bir güvencesi olarak algilanabilmektedir. Ama müsteri kandirmanin asil etkili yollari psikolojik düzlemde aranmalidir. Müsteri berikinden, kendisine “büyü yapilmis” ya da “lanetlenmis” oldugunu ögrenir ve onu bu durumdan kurtaracak olanin kim oldugu elbette bellidir. Rezilligi ele almis, vicdan yoksunu sarlatanlar ise, bizzat müsterilerini “lanetlemekten” çekinmezler, kendilerine güçlük ya da ödeme zorlugu çikartan müsterilerin cezasidir bu.

Ciddi bir sorunlarindan ötürü, yalnizca meraktan degil de sorunlarin çözülebilecegi umuduyla bir kâhine ya da falciya basvuran insanlarin çogu, berikinin gerçekten de “bir seyler bildigini” görünce bundan çok etkilenirler. Özellikle de baslangiçta tavirlari kusku dolu, kimseler ötekilerine göre çok daha fazla etkilenir ve kimileyin tam anlamiyla sasirip kalirlar. Ama elbette bu durumlara bakip da falcilarin, kâhinlerin gerçekten de “dogaüstü yeteneklere” sahip olduklari sonucunu çikartamayiz bundan. Onlari öylesine becerikli gösteren temeldeki bildik psikolojik süreçlerin önemini küçümsedigimiz anl***** gelir bu.

Elbette insanlar hakkindaki birikim ve bilgi, kâhinin sezgisel sagduyusu, psikolojisi ve insanlar hakkindaki deneyimleri bu iliskide çok önemli bir rol oynarlar. Bunlara, hemen hemen her yerde karsilasildigi ve alabildigine olagan oldugu için önemi fazlasiyla küçümsenen sözlü olmayan iletisimi de eklemeniz gerekir. Gerçekten de müsterinin jestleri, hareketleri, mimikleri, ses tonu, sesinin rengi, tinisi, konusma tarzi, hareket tarzi ya da giyim kusam tarzi, onun hakkinda bizzat kendi açiklamalarinin içeriginden çok daha fazlasini anlatir karsidakine. Özellikle de falcinin, söylediklerine gösterilen spontane tepkiler “Tam da öyle”, “Hayir öyle degil” biçimindeki itiraz ya da onaylamalar, sandigimizdan çok daha fazlasini “açik ederler” ona. Ve bunlarin önlenmesi de uygulamada olanaksiz gibidir. Hele müsteri özellikle sasirmis, düs kirikligina ugramis ya da dehsete kapilmissa, farkinda olmadan karsisindaki falciya ya da kâhine ne çok bilgi aktardigini tahmin edemez. Bir baska teknik, kâhinin, sorularini bir olta ucundaki yem gibi kullanip yanit “avlamasi” teknigidir. Bu teknikte soru, genelde bir soru olarak çikmaz müsterinin karsisina, çok genel bir sorular paketinin içine gizlenmistir kâhinimiz bu pakete gösterilen onaylama ya da itiraz tepkisinden asil sorunun yanitini alir. Bunlara, animsamalarin insani aldatmasi olgusu eklenir. Hem kâhin hem de müsterisi, isabetsiz yanitlari çok çabuk “unutma” gibi bir egilim gösterirler, isabetli yanitlar ya da saptamalar müsteri üzerinde genellikle derin izler birakirlar. Zorlama kaynak yerleri, bosluklar algilanmazlar bile, çünkü genelde arzu edilmezler; dolayisiyla da sonradan “isabetli” saptama ve yanitlara dönüstürülürler. Toplumsal algilama arastirmasi, alginin, önyargilara, var olan varsayimlara, arzulara ya da endiselere* ne kadar siki bagli oldugunu göstermistir. Onlarin ötesinde, falcilarin, kahinlerin ifadelerinin iyice belirsiz ve çok anlamli oldugu ve "yoruma muhtaç" durumda bulunduklari gerçegini de eklememiz gerekmektedir. Yine kimi ifadeler ve saptamalar alabildigine özgündürler, ama "barnum statements" adi verilen bu türden ifadeler herkes için geçerlidirler. Çogu kez olaylar arasinda aslinda var olmayan baglantilar ve ilintiler kurulur. Psikolojide bu baglamda "Attribution" tanimi kullanilir. Özellikle kendiliginden gerçeklesen kehanetler, öteki deyise "tutan kehanetler" bu gruba girerler. Bu türden "tutan, çikan öngörülerin" dogrudan falciligin yanilsatma manevralari alanina girmeleri de gerekmez; günlük yasamda o denli çok konusulur ki bunlar, insanlar zaten kendiliklerinden öngörüyle bu öngörüm çikmasi arasinda bir iliski bulundugunu düsünürler.

Utrecht Üniversitesinde Henk Boerenkamp tarafindan yapilan incelemeler sonucunda, "profesyonel" kahinlerin yaptiklari öngörülerin ancak yüzde birinin, "isabet" olarak ciddiye alinabilecek kadar spesifik ve açik seçik oldugu ortaya çikmistir. Ama isin daha ilginç yani, böyle duyarliliklari olmadigini ileri süren insanlardan olusturulmus bir denetim grubuyla yapilan deneylerde, hatiri sayilir isabetlerin kaydedilmis olmasidir. Elbette böylelikle, kehanet ya da falcilik diye bir seyin olmadigini kanitlamis sayilmayiz, ama bu sonuca bakarak, "kâhinlerin" de öyle genellikle sanildigi gibi, "mucizeler yaratan özel erkekler ya da kadinlar" olmadiklarinin apaçik bir biçimde ortaya çikmis oldugunu söyleyebiliriz.

Gelecekte de sabahlari kahve isiticinin dügmesini psikokinezi yardimiyla açabilecegimiz anlaminda bir parapsikolojik uygulamanin mümkün olacagini ummak, irreel bir hayal olarak kalmak zorundadir. Ancak yalnizca burada verdigimiz örneklere bakarak bile, parapsikolojinin, kendisine para verenleri, bu bilimin pratik zorunluluguna inandirmaya çalisan bilimlerden olmadigini görmek olasidir; dolayisiyla parapsikoloji, pratik kullanimdan oldukça uzak salt bilginin bile "hümanite" anlaminda insanligin tesvik edilmesi gereken bir kültür zenginligi oldugu savinin arkasina çekilebilir.
alıntı