Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre dünyada Hepatit B hastalığını geçirmiş 2 milyar kişi vardır. Halen tüm dünyada 350 milyon kişinin kronik taşıyıcı olduğu bilinmektedir. Yapılan çalışmalara göre Türkiye nüfusunun %5-10′nun taşıyıcı olduğu tahmin edilmektedir. Dolayısıyla halen ülkemizde 3-6 milyon kişi kronik Hepatit B virüsü taşıyıcısıdır.

Hepatit B, infekte kişilerin kan ve vücut sıvıları aracılığıyla bulaşan bir virüstür Bulaşa neden olan vücut sıvıları; kan ve serum, semen(meni), vajinal, bazı vücut içi kapalı boşluk sıvıları, diş ile ilgili işlemler sırasında kanla bulaşan tükrük ve kanla bulaşan diğer vücut sıvılarıdır.
Virüs, insana bulaştıktan sonra hastalığın ortaya çıkmasına kadar 6 hafta ile 6 ay arasında değişen bir kuluçka süresine sahiptir.

Bulaşma yolları:
Hepatit B belli başlı üç yolla bulaşır.
Virüsü taşıyan kişilerle cinsel temasta bulunma,
Virüsü taşıyan kişilerin kan veya vücut sıvıları ile temas etme,
Virüsü taşıyan hamile kadınlardan doğum sırasında bebeklerine bulaştırmadır.

Hastalığın seyri:
Hastalığa yakalanan kişilerin ancak yarısında sarılık ortaya çıkar. Hastaların %65′inde grip benzeri belirtiler görülür. Geriye kalanlarda hastalık belirtisiz seyreder. Klinik olarak sarılık gelişse de gelişmese de hastaların %90′ında tamamen iyileşme olur. İyileşen kişiler yaşamlarının sonuna kadar hastalığa karşı bağışık kalırlar. Geriye kalan %10 kişide virüs kandan temizlenemez. Bu kişiler kronik Hepatit B taşıyıcısı olarak adlandırılırlar. Virüsü taşıyan annelerden doğan çocukların %80-90′ı kronik taşıyıcı haline gelir.
Hepatit B hastalığının seyri sırasında, her 1000 kişiden 1-5′inde fulminan hepatit adı verilen akut karaciğer yetmezliği tablosu ortaya çıkar. Fulminan hepatit’e yakalanan kişilerin %75′i bu nedenle hayatlarını kaybederler.

Kronik Hepatit B taşıyıcılığı:
Kronik Hepatit B Taşıyıcıları tamamen sağlıklı görünürler, herhangibir belirtisi yoktur. Taşıyıcılığı saptayabilmek için kanda Hepatit B yüzey antijeni (HBsAg) saptanmasıyla taşıyıcılar ayıredilebilirler.
Taşıyıcıların %50’si belirtisiz olarak sadece virüsü taşır. Karaciğer biyopsisi yapılırsa bu kişilerin bir kısmında ‘kronik persistan hepatit’ adı verilen bir tablo görülür. Bu hastalık nisbeten selim seyretmekle birlikte, her hangi bir zamanda ‘kronik aktif hepatit’ haline dönüşebilir.
Taşıyıcıların %50’sinde ‘kronik aktif hepatit’ adı verilen kronik karaciğer hastalığı gelişir. Bu hastalığın geliştiği kişilerin %25′inde karaciğer sirozu ve karaciğer kanseri ortaya çıkar.
Kronik taşıyıcılar cinsel eşlerine Hepatit B bulaştırabilirler.
Kronik taşıyıcı annelerden doğan bebeklere Hepatit B bulaşır.
Kronik taşıyıcılarla aynı evi paylaşanlarda Hepatit B’ye yakalanma riski normal popülasyona kıyasla 2-4 kat daha fazladır.
Kronik Hepatit B taşıyıcılığı, karaciğer kanserinin (primer hepatosellüler karsinoma) en önemli nedenidir. Kronik taşıyıcılarda bu kanserin görülme riski taşıyıcı olmayanlara kıyasla 200 kat daha fazladır. Bu nedenlerden ötürü Dünya Sağlık Örgütü Hepatit B virusunu sigaradan sonra 2. en önemli kanserojen kabul etmektedir. Yine Dünya Sağlık Örgütü’ne göre kronik Hepatit B taşıyıcısı bir kişi yeterince uzun yaşarsa karaciğer kanserine yakalanma riski kaçınılmazdır.

Tedavi:
Hepatit B virusu ile bir kez infekte olan kişide bugün için etkili olabilecek bir tedavi söz konusu değildir. Kronik hepatit gelişen hastaların bir kısmında interferon tedavisi denenebilir. Ancak bu ilaç son derecede pahalı olup, sık yan etkilere neden olur ve kullanılan her hastada etkili olmaz.

Tanı:
Daha önceden de belirtildiği üzere bir kişinin Hepatit B infeksiyonu geçirip geçirmediği, Hepatit B’ye karşı bağışık veya kronik Hepatit B taşıyıcısı olup olmadığı ancak o kişinin kanında Hepatit B’ye ait bazı antijen ve antikorların saptanması ile anlaşılabilir. Hepatit B’ye karşı bağışık olan kişilerin kanında anti-HBs denilen antikor pozitif olarak bulunur. Bu antikor hastalığı geçirip bağışık hale gelenlerde de, Hepatit B aşısı yaptıranlarda da pozitif saptanır.

Korunma:
Hepatit B’den korunmanın en etkili yolu hastalığa karşı aşılanmaktır Hepatit B aşıları 1982 yılından bu yana kullanılan, son derecede etkin ve güvenilir aşılardır. 1980′li yıllarda ilk çıkan Hepatit B aşıları, bu virüsü taşıyan kişilerin kanlarından elde edilirken, günümüzde kullanılan aşılar genetik mühendislik yöntemleriyle maya veya bakteri hücrelerinden elde edilmektedir. Her iki tipte aşı içinde de canlı virüs yoktur, sadece Hepatit B yüzey antijeni (HBsAg) bulunmaktadır.
Her iki tipteki Hepatit B aşısının da güvenilirliği tamdır. Aşıya bağlı karaciğer hastalığı meydana gelmesi veya başka bir hastalık bulaşması söz konusu değildir. En sık görülen yan etki, aşının yapıldığı bölgede bir kaç gün sürebilen ağrı, kızarıklık ve şişliktir. Çok daha nadir olarak gribe benzer hastalık tablosu, halsizlik ve eklem ağrıları bildirilmiştir.
Hepatit B aşısı üst kolun dış yüzüne adale içine yapılır. Aşının tam etkili olabilmesi için 0,1,6. aylarda toplam 3 doz yapılması gerekir. Aşılar arasındaki sürenin uzamasının sakıncası yoktur. Ancak önerilen zaman aralıklarından daha kısa sürede yapılmaması gerekir. Üç doz uygun aşılmadan sonra aşının koruyucu etkisi %95 kişide ortaya çıkar.
Hepatit B aşısı hiç bir test yaptırmadan doğrudan uygulanabilir. Eğer daha önceden hepatit geçirerek bağışık veya kronik taşıyıcı haline gelmiş birisine Hepatit B aşısı yapılırsa bu durumun kişiye her hangi bir zararı veya yararı olmaz. Aşılama öncesi tast yapılacaksa ‘HBcIgG’ tipi antikor tayini istenir. Bu testin pozitif olduğu kişiler hastalığı geçirmiş demektir. Dolayısıyla aşılanmalarına gerek yoktur.
Üç doz aşı %95 olasılıkla koruyucudur. Aşılarını tamamlamış %5 kişide kanda koruyucu antikorlar gelişmeyebilir. Bu kişlere tekrar 3 doz aşı yaptırma gereği vardır. Koruyucu antikor gelişmeyen kişilerde yapılan çalışmalarda, bu durumda bile aşının bir miktar koruyuculuğunun olduğu ve bu kişilerde bulaşma sonrası hastalığın gelişmediği saptanmıştır. Eğer koruyucu antikor bakılmak istenirse 3. doz aşıdan 6-8 hafta sonra kanda ölçülmelidir. Koruyucu antikor düzeyi 10 IU/ml ve daha üzeridir.
Üç doz aşı yaptırmış ve koruycu antikor gelişmiş kişilere tekrar aşı yapılması rutin olarak önerilmemektedir. Ancak bazı kuruluşlar, özellikle kanla karşılaşma riski çok yüksek meslek gruplarında (cerrahlar, diş hekimleri gibi) 3 doz aşıdan en az 5 yıl sonra kanda koruyucu antikor düzeyine bakılarak, bu düzeyin 10 IU/ml’nin altında olduğu kişilere tek bir doz aşı yapılmasını önermektedirler.