1- Kütlesi kendi kütlesinden büyük bir gökcisminin özellikle bir gezegenin çekiminde bulunan Peyk.

2- Haberleşme, askeri, meteoroloji vb alanlarda veya araştırma için kullanılmak üzere insan eliyle yapılan ve bir füze veya uzay taşıma sistemi yardımıyla bir gök cisminin, özellikle de Yer’in yörüngesine yerleştirilen araç. Yapay uydu.

3- Bir başkasının güdümü altında, ona bağımlı olarak yaşayan kişi. * Siyasi, ekonomik, askeri vb. yönden kendinden güçlü bir başka devlete bağımlı olan devlet.

Doğal uyduların, gezegenler çevresinde izledikleri yol genellikle gezegenlerin Güneş çevresindeki dolanımlarıyla aynı yöndedir. Doğal uyduların sayısı 33’tür. En çok uydulu Jüpiter’in 13, ondan sonra gelen Satürn’ün 10 uydusu bulunmasına karşılık Merkür, Venüs ve Plüton’un hiç uydusu yoktur. Bazı uydular, Ay gibi tam küre biçimdeyken, Merih’in uyduları Phobos ve Deimos ile Jüpiter’in 9 uydusu, biçimsiz küçük gezegenlerden oluşmuştur. Güneş Sisteminin de 5 uydu Ay’dan büyüktür. Bunlardan Jüpiter’in uydusu Ganimed’in 5100 km’lik çapı, Merkür’ünkinden (4900 km) daha büyüktür.
-Patol Uydu adenopati, komşu bir bölgedeki lezyona eşlik eden ve onun evrimini izleyen adenopati (örneğin frengi şankrı adenopatisi).
-Virol Uydu virüs başka bir virüse eşlik eden ve olmadığı zaman çoğalamayan virüs.
-Doğal uyduların gezegenler çevresindeki dolanımı, genellikle gezegenlerin Güneş çevresindeki dolanımlarıyla aynı yöndedir. Yalnız Satürn’ün uydusu Phoebe ile Neptün’ün uydularından biri olan Triton ve Uranüs’ün dört temel uydusu için durum bunun tersidir.
Bu amaçla incelenen bütün uyduların gezegenler çevresindeki dolanımı, genellikle gezegenlerin Güneş çevresindeki dolanımlarıyla aynı yöndedir. Yalnız Satürn’ün uydusu Phoebe ile Neptün’ün uydularından biri olan Triton ve Uranüs’ün dört temel uydusu için durum bunun tersidir.
Bu amaçla incelenen bütün uyduların kendi çevrelerindeki dolanım süresi merkez gezegenin çevresindeki dolanım süresi merkez gezegenin çevresindeki dolanım süresine eşittir. Bu nedenle, uyduların hep aynı yüzleri her zaman bu gezegene dönüktür (Ay’ın Yer’e yalnız bir yüzünün dönük olduğu gibi). Ana gezegenlerin kimi uydularının, çoğu zamanda en uzakta olanlarının, çevresinde dolandıkları gezegen tarafından çekilen küçük gezegenler olduğu düşünülebilir. Bunların dışındaki uyduların Güneş’in çevresindeki gezegenlerin oluşumuna benzer bir sürece göre oluştuğu sonucuna varılabilir.

UYDU
Gökbilim bir gezegenin çekiminde bulunarak onun çevresinde dolanan gökcismi, değişik amaçlarda Yer’den fırlatılan ve genellikle kapalı bir yörünge çizerek Yer’in ya da doğal bir uydunun çevresinde dolanan aygıt (yapay uydu). Doğal uydulardan olan gezegenler, herhangi bir yıldızın uydusu durumundadırlar. Bazen gezegenlerinde uyduları vardır (sözgelimi Ay, Dünyanın uydusudur). Büyük teknolojik atılımların gerçekleştirildiği 20.yy’ın ikinci yarısından sonra insanoğlu önce insansız olarak atmosfer dışına çıkan uzay araçları gerçekleştirdi. Sonra da insanlı ilk uçuşlar yaptı. Uzayın fethini amaçlayan ub uçuşlarının ardından, insanoğlunu değişik amaçlarla taşıyan yapay uyduları dünya yörüngesinde oturtmaya başladı. Günümüzde yapay uydu yapmak ve dünya yörüngesine oturtmak bir çok ulusun temel amaçlarından biri haline geldi. Nitekim bugün dünya çevresinde dolanan yapay uyduların sayısı her geçen gün artmaktadır. Her yıl yaklaşık 125-150 yapay uydu dünya çevresindeki yörüngeye yerleştirilmektedir. Bu uyduların büyük bölümü SSCB yapısı belirli bir bölümü de ABD yapısıdır. Ayrıca her geçen gün sayıları giderek artan birçok ülkede kendisini uydu kullanan ülke olarak tanımlanmaktadırlar.
Uydular kullanım amaçlarına göre dünyanın çevresinde değişik yörüngelere yerleştirilir. Uyduların büyük bölümü atmosfer ya da yeryüzüyle ilgili barışçıl amaçlarla olduğu gibi, keşif ya da acasusluk amacıyla da kullanılır. Uyduların önemli bir bölümü de yeryüzünün üstündeki belirli değişmez nokatalardan hareket eden haberleşme uydularıdır. Çok az sayıda uydu da bilimsel amaçlarla kullanılır; bunların bir bölümünden gökbilim araştırmalarında yararlanılır.
İlke olarak, dünyanın çevresinde bir uydunun hareketinde, gezegenlerin güneşinm ya da ayın dünyanın çevresindeki hareketlerinde egemen olan yasaların aynısı geçerlidir. Öteki özellikler yanında, bu gerçek bir uydunun yörünge düzlemini dünyanın merekzinden geçtiği ve dünyanın, uydunun çizdiği elips biçimli yörüngenin odak noktalarından birinde bulunduğu anl***** gelir. Bir uydunun hızı, merkezkaç kuvvetlerle merkezcil kuvvetler arasında bir denge durumu sağlayabilecek büyüklükte olmalıdır. Dünya yüzeyinin hemen üzerinde, bu yörünge hızının 7.9 km/sn olması gerekirdi. Atmosfer dirence nedeniyle, böyle bir hızın elde edilmesi olanaksız olduğundan, bir uydu her zaman yeryüzünden birkaç yüz kilometre yükseklikteki bir yörüngeye yerleştirilir.
Yeryüzünden 500 km yüksekliktki atmosfer direnci çok düşük olduğundan bu direncin etkileri ancak yıllar sonra ortaya çıkar. Bir uydunun çizdiği yörüngede dünyadan en uzak olduğu noktaya apoje en yakın olduğu noktaya da perije denir. yörünge düzleminin ekvator düzlemiyle yaptığı açı, uydunun hangi coğrafi enlemler üzerinde yörüngesini çizeceğini belirler. Bu açı ne kadar büyürse, ulaşılan enlemin derecesi de o kadar artar. Açı 900olduğunda, yörünge düzlemi kutuplardan geçer ve ilke olarak uydu dünya yüzeyindeki her noktanın üzerinden geçebilir. Uydunun dünyaya uzaklığı ne kadar büyükse, yörünge hızı o kadar düşük ve yörüngede dönme süresi de o kadar uzun olur. yaklaşık 36.000 km’lik bir yükseklikte yörüngede dönme süresi 24 saattir. Bu durumda, yörünge düzlemi ekvatoral düzlemle de çakıştığından, uydu dünyaya göre hareketsiz gibi görünür; böyle senkron bir uydu dünyayla birlikte dünyanın ekseni çevresinde döner. Bu tür bir yörünge, haberleşme ve meteoroloji uyduları için elverişli bir yörüngedir. Bu gibi uyduların dünyanın hemen yarısını inceleyebilmelerinin yanı sıra bir istasyonuyla da sürekli bağlantı durumunda kalabilmekte bu elverişliği yaratır.
Bir uzay gemisinin dünyanın çevresinde yörüngeye oturtulması düşüncesi 20.yy’ın başlarına kadar uzanır. 1930’larda uydu fırlatıcı sistemleri geliştirildiği, bu gibi uyduların fırlatılmasının ileri bir tarihte gerçekleştirilebileceği düşünülüyordu. Savaş sırasında bu düşünce bir kenara bırakıldıysa da daha sonraları yeniden gündeme geldi. 1950’lerin başlarında stratejik füzeler hızla geliştirilirken uydularla ilgili uygulamqalar hem ABD hem de SSC’nin dikkatini çekti.
ABD’de bu gelişme özellikle Uluslararası Jeofizik Yılları boyunca geçerliydi. 1957-1959 arasını kapsayan bu dönemde, jeofiziğin bütün alanlarında çeşitli gözleme tekniklerinin kullanıldığı geniş boyutlu bir araştırma tasarısı uygulamaya konulmuştu. Bu dönem, güneşin en fazla etkinlik gösterdiği ve atmosferde güneşin etkisinin en yoğun olduğu dönemle çalışacak biçimde, bilinçli olarak seçilmişti.
Bununla birlikte, 4 Ekim 1957’de SSCB’nin sputniki yörüngeye oturtarak dünya çevresine bir uydu yerleştirebilecek güçte olduğunu ortaya koyması büyük bir Sputniki 1’i içinde canlı bir varlığı Laika adlı köpeği taşıyan Sputnik 2 izledi; ancak bu uydu dünyaya dönemedi. Bunun üzerine ABD’de bir uydu fırlatmayı amaçlayan ivedi bir programı yürürlüğe koyduysa da ilk girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Bundan sonra 31 Ocak 1958’de Explorer 1 dünya çevresinde yörüngeye koyuldu. Böylece ABD içinde Uzay Çağı başlamış oldu. Başlangıçta uydular yalnız bilimsel araştırma, özellikle dünyanın binlerce km uzağında bölgenin araştırılması için kullanılıyordu; ancak bu uyduları çok geçmeden ilk haberleşme ve metyeoroloji uydularıyla casusluk amacıyla kullanılan uydular izledi. Fırlatılan uyduların sayısı da hızla arttı. 1960-1964 arasında fırlatılan uyduların sayısı 20’den 100’e çıktı. 1968’den bu yana, her yıl fırlatılan uydu sayısı yönünden SSCB, ABD’den üstün durumdadır.
1962’den başlayarak ABD ve SSCB dışındaki ülkeler daha da dar kapsamda da olsa, uydu yapımına giriştiler. Uyduların fırlatılması için genellikle ABD ya da SSCB kuruluşlarından yararlanılıyordu. Bu ülkeler içinde yalnızca Çin ve Japonya kendi hareketleriyle uydu fırlatabilecek durumundadırlar. Avrupa Uzay Ajansı (ESA) uydularını fırlatabilmek için çok kısa bir süre öncesine kadar ABD’nin yardımına gereksinme duyuyordu. Bununla birlikte 1982’den bu yana ESA, Avrupa’da geliştirilmiş olan ariane roketini kullanabilmektedir.
Uydular değişik açılardan sınıflandırılabilir; örneğin bu sınıflandırma, uydunun dünya çevresinde döndüğü yörüngenin tümüne bağlı olan uygulamaya göre yapılabilir. Böyle haberleşme uyduları, yer araştırma uyduları ve bilimsel araştırma uyduları birbirlerinden ayırt edilir. Ancak bu uygulamalar bir ölçüde iç içe geçmiş olabilir. Haberleşme uyduları haberleri, çoğu kez büyük uzaklıklara iletmek için kullanılırlar. Senkron uyduları kullanan ülkelerin sayısı giderek artmakta ve anakaralararası telefon görüşmelerinin hemen hemen %95’i bu uydular aracılığıyla gerçekleştirilir. Hem ABD ve SSCB’nin hem ülkelerin Nato ve Varşova Paktı’nda bağlaşıklarının, askeri haberleşme uydularından oluşan bir ağı vardır. ancak bu uydular değişik yörüngelerde hareket eder.
Meteoroloji uyduları, bulutların fotoğrafını çekmek ve dünya yüzeyiyle atmosferin ısı ışınımı değişik dalga boyu bölgelerinde ölçmek için kullanılır. Böylece, meteoroloji uzmanları, hava durumuyla ilgili değerlendirmeler açısından önem taşıyan gelişmeleri, hem küçük hem de büyük bölgelerde sürekli olarak izleyebilirler. Meteoroloji uydularının pek çoğunun dünyanın çevresinde senkron yörüngenlerde hareket etmesine karşın, kutup bölgeleri için kuutuplar üzerindeki yörüngelerden geçen uydular kullanılır.
Meteoroloji uyduları olan ülkeler ABD, SSCB, Japonya ve Avrupa Uzay Ajansı’na bağlı ülkelerdir. Yeryüzü araştırma uyduları ya da gözetleme uyduları, birtakım ölçümler yaptıkları gibi, dalga boyu değişik bölgelerde yer yüzeyinin fotoğraflarını da çekerler. Böylece elde edilen bilgiler tarımda, bahçıvanlıkta, çevre korunmasında ve doğal kaynakların bulunmasında kullanılır. Yeryüzü doğal kaynak gözlem uydularının en ünlüleri, geçmiş yıllarda, dünyanın neredeyse her köşesinin fotoğrafını 900 km yükseklikteki bir yörüngeden çekmiş olan ABD landsats uydularıdır. Bu fotoğraflarda askeri yönden önem taşıyan cisimlerinde gözle görülebileceği anl***** gelir. Bu nedenle bu, fotoğrafların sivil ve askeri amaçlarla kullanımı iç içedir. Bununla birlikte, gerçek casusluk uydularında, gözlemler yeryüzüne radyografik olarak iletilmez olarak iletilmez ya bir kapsül içindeki çekilmiş film ya da uydunun bütünü dünyaya gönderilir. Bu teknik hem ABD ve SSCB’de kullanılır. Bu fotoğraflarda bir kaç metre büyüklüğündeki cisimlerin ayrıntıları gözle görülebilir.

Çin uydularının pek çoğunun da casusluk amacıyla fırlatılmış olduğu sanılır. Bilimsel araştırmalarda kullanılmak için fırlatılan uydu sayısı çok azdır. Bu atmosferin dış tabakaları, magnetosfer ya da yıldızlar ve gezegenler arasındaki boşluk incelendiğinde, uydu çoğu kez dünyanın çevresinde elips biçimli bir yörüngede hareket eder. Bu gibi durumlarda yapılan araştırma jeofizik uzay araştırması adını alır.
Bununla birlikte gökcisimlerinin gözlemlendiği gökbilimle ilgili uzay araştırmasında durum değişiktir. Uydular dünya atmosferinin dışına yerleştirildiklerinden, değişik dalga boylarındaki ışınımı gözleyebilirler ve optik gözlemler atmosfer olaylarından etkilenmez. Özellikle ABD, SSCB ve Avrupa Uzay Ajansı, bilim uyduları alanında oldukça büyük deneyim kazanmışlardır.
Bir uydunun fırlatılması sırasında roketin arka bölümü, ön bölümü ve öteki bölümleri de dünyanın çevresinde bir yörüngeye yerleşirler. 1981 sonunda hemen hemen 5000 uydu ve bazı parçalar dünyanın çevresinde yörüngede bulunuyordu. Bundan daha fazla sayıda cisimse çoktan dünyaya düştü ve çoğu, atmosferde tümüyle yanarak yok oldu. Düzinelerce parçanın dünyaya düştüğü bilinmekle birlikte, artık döküntülerin büyük bir bölümünün geri dönmemesi nedeniyle, uzayın giderek daha da “kalabalık” duruma geldiği gözlemlenmektedir. Bazı uzmanlara göre, uzaydaki cisimlerin sayısının artmayı sürdürmesi durumunda 2.000 yıllarında çarpışma olasılığı kesinlikle gündeme gelecektir. Ancak ABD ya da SSCB mekiği kullanılmaya başlandığında, bu döküntülerin oranı oldukça azaltılmış olacaktır.
Uzay mekiği aracılığıyla, uydular yeniden ele geçirilebilecek ve böylece uzayda hiçbir cisim kalmayacaktır. Sık sık uydu fırlatılmasının yol açtığı başaka bir sorun da ekvator üzerindeki uyduların uzay diliminin hızla dolmakta olmasıdır. Bu durum, 36.000 km yükseklikteki şeridin bütünü için geçerli olmaktan çok, ileri düzeyde gelişmiş teknolojileri bulunan ülkelerin yeğledikleri belirli bölgeler için geçerlidir. Bu bölgelerden biri, 950 ve 1360 Batı boylamları arasında yer almakta ve burada son dönemlerde tüm Amerika Anakarası’nda iletişimde kullanılan birçok uydu bulunmaktadır. Uyduların yoğun bvir biçimde yer aldığı başka bir alanda Atlas Okyanusu üzerindeki Avrupa ile Amerika arasında uziletişim sağlayan uyduların bulunduğu bölgelerdir.
Bu uydular birbirlerine göre çok yavaş hareket ettiklerinden, karşılıklı engel oluşturmaları söz konusu değildir. ancak uyduların yayınladıkları radyo sinyallerinin birbirine karışmaya başlaması tehlikesi vardır. Bu sorunun ortadan kaldırılması için iki çözüm önerilmektedir.

1- Radyo dalga boyları yönünden daha yüksek frekanslar, yani daha kısa dalga boyları kullanılabilir. Ancak bu dalgalar, alıcı uçta yağmurun etkisine daha duyarlıdır.
2- Uyduyu daha iyi hedeflenmiş sinyaller veren antenlerle donatarak alıcı bölgeyi küçültmeyi içerir.
Geçtiğimiz yıllarda yapılan yapay uydular pek çok araştırma ve uygulama alanında yararlı oldular. Birçok sanayileşmiş bölge, artık uyduları ve bu uydularla ilgili araçları geliştirebilmek için gerekli teknolojik düzeye ulaşmıştır. İlerlemeler, köklü değişiklikler yerine eldeki araçların daha duyarlı kılınmasını kapsayacaktır. Gelecekte uyduların uziletişim ve jeolojik araştırma gibi uygulamada amaçlara dönük önemlerinin artması ve bilimsel araştırmanın öneminin azalması beklenmektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler kendileri için uzun süre yeterli olabilecek yüksek nitelikli uziletişim aygıtlarını hemen elde edeceklerdir.
Çözülemeyecek sorunlardan biri, ülkenin uzayın kendi toprakları üzerindeki hak öne sürmeleridir. Bu sorun, özellikle senkron uyduların birçoğunun üzerinde yer aldığı ekvator ülkeleri için çok ciddi boyutlara ulaşacaktır. İlke olarak, ilgili ülkenin izninin alınması ve tüm bunların uçuş yasasına uygun olması gereklidir.
Uzay hukukuna göre, bir ülke kendi toprakları üzerindeki uzay dilimi üzerinde bir hak ileri süremez. Burada sorun kozmik uzay için bir alt sınırın ve hava boşluğu içinde bir üst sınırın belirlenmiş olmasıdır. Günümüze kadar özellikle siyasal nedenlerden dolayı, sınırlandırma sorunu çözümlenememiştir.
Bunun sonucunda bir ülke, ister dost, ister düşman olsun, başka bir ülkenin kendi toprakları üzerinde, uzaydan gözlemler yapmasını ya da radyo ve televizyon yayını da bulunmasını önleyememektedir.