Tanımı ve Yaygınlığı: Aynı soydan gelen kişilerin yapmış oldukları evlilikler akraba evliliğidir. Bu akrabalık anne soyundan veya baba soyundan gelebilir. Her ikiside aynı derecede önemlidir. Halk arasında yanlış bir izlenim olarak baba soyundan gelen akrabalığa daha çok önem verilir. Bu evliliklerde akraba ilişkileri derece derecedir.
1- Derecede Akrabalık:
-Her iki çiftin babalarının kardeş olması “Amca kızı , amca oğlu modeli”
-Her iki çiftin annelerinin kardeş olması “Teyze kızı, teyze oğlu modeli”
-Çiftlerden birisinin annesinin, birisinin babasının kardeşi olması (Hala kızı, dayı oğlu modeli”, “Hala oğlu dayı kızı modeli”

AKRABA EVLİLİĞİNİN SAĞLIK YÖNÜNDEN SAKINCALARI
Akraba evlilikleri gizli kalmış özellikleri ortaya çıkarabileceği için zararlıdır. Otozomal resesif: çekinik genlerin ortaya çıkmasını akraba evliliği kolaylaştırır. Bu konuyu şöyle açıklayabiliriz: Genetik özellik dediğimiz genlerdeki değişim; mutasyon sonucu bazı hastalıklar ortaya çıkar. İnsanlarda kromozomlar çift olduğundan, diğer bir değişle genler vücutta çift olarak bulunduğundan, birisinde çalışmama durumunda diğer gen çalıştığından hastalık görünmez. Bu duruma heterazigot veya taşıyıcılık diyoruz. Eğer anne ve baba aynı soydan geliyorsa ve birinci derecede akraba iseler, her ikisi de bu hastalığı taşıyorsa, ikisinden de bozuk çalışmayan geni alırsak doğacak çocuk tam hasta olur.

NEDEN AKRABA EVLİLİĞİ?
Şimdi akla şöyle bir soru geliyor; Acaba aileler neden öncelikle akraba kızlarını seçiyor?

Araştırmalarımızla gördük ki, bunun da çeşitli nedenleri var. Türkiye geneli için bu nedenleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1-Gelenek ve görenekler (örf ve adetler)
2-Malın bölünmemesi,
3-Soyluluk düşüncesi,
4-Kan davası ve aşiretçilik,
5-Evlilikte istikrar (sosyal garanti)
6-Gelinin daha saygılı olacağı düşüncesi,
7-Ekonomik yardımlaşma,
8-Birarada, aynı yerde büyüme (sosyo-psikolojik etkenler)
9-Gelinin daha dürüst ve-namuslu olacağı inancı,
10-Coğrafi şartlar ve ulaşım güçlüğü,
11-Üvey çocukların bakımı,
12-Başlık parasını azaltma amacı

Yukarıda sıraladığımız nedenleri teker teker ele alarak biraz daha açıklık getirelim:

1- Gelenek ve görenekler (örf ve adetler):
Türk milleti tüm batılılaşma hareketlerine rağmen, (özellikle kırsal kesimde) eskiden beri süregelen adetlerine bağlılık özelliğini yitirmemiştir. Bu adetler olumlu veya olumsuz olsa Anadolu’da yerleşmiş bir söz vardır, «kendi kötün elin iyisinden yeğdir» diye… Onun için bir genç evlendirileceği zaman öncelikle akrabadan uygun bir «eş» seçimine gidilir. Eğer dengi biri yoksa sonra komşudan daha sonra ise yabancı bir aileden
eş alınır.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, evlenmeyen bir kızın günahı amca oğlunun boynunadır. Yine bu yörelerimizde yakın akrabadan kız almak, «Kalaylı kaptan su içmeye» benzetilmiştir. Bütün bunlar atalardan süregelen bir gelenektir. Yakın akraba evliliklerinin yapılmasında da etkin rol oynamaktadır.
2- Malın bölünmemesi:
Anadolu insanı, toprağına çok bağlıdır. Toprağının bir parçasının dahi elinden çıkmasına gönlü razı olmaz. Hangi nedenle olursa olsun, toprağın bölünmesini, başkasının eline geçmesini istemez. Onun içindir ki, aile reisinin tek amacı babadan kalma arazisini çocuklarına olduğu gibi devretmektir.
Çocuklar evlendirilirken, yakın akrabadan biri olmasına özen gösterilir. Bu yolla, mevcut menkul veya gayrimenkul akraba çevresinin dışına çıkmamış olur. Hatta aileler birbirlerine kenetlenmiş sayılır. Ölenlerin varlıkları da yine aile fertlerine kalmaktadır.
3-Soyluluk düşüncesi:
Nasıl ki evlenmelerdeki amaç insan neslinin devamını temin ise, yapılan akraba evliliklerinde de amaç soyun asilliğinin devam ettirilmesidir.
Genellikle ailelerin erkek çocuk isteğinin bir nedeni de köyleri¬mizde geleneksel olarak çok önem verilen bu amacın gerçekleştirilmesidir. Çoğu bölgelerimizde, evlenen bir genç kızın vardığı yerde erkek çocuk doğurması evliliğin sürmesinin adeta “garanti belgesi”ni oluşturur. Bu nedenle, “Ocağı yaktı” veya “Ocağı şenlendirdi” deyimi halk arasında yerleşmiştir. Yine halk arasında (özellikle kırsal kesimde) kullanılan «erkek adamın erkek çocuğu olur» sözü soyun devam edeceğini ima için kullanılır. Aslında çocuğun erkek veya kız olmasında kadının hiçbir rolü yoktur, Çocuğun cinsiyetini erkeğin tohumu (spermi) belirler. Yani erkek adamın hem oğlu hem de kızı olur.'’Burada kızın akrabadan olması, doğacak çocuğun aile geleneklerine daha yatkın ve bağlı olacağı, damarlarında dolaşan kanın asaletini (!) yitirmeyeceği inancı etkin bir nedendir.
4 - Kan davası:
Pekçok aile ocağının sönmesine, kadınların dul, çocukların öksüz-yetim kalmasına ve çarpışanların ölmesine veya yararlanmasına neden olan “kan davaları” da akraba evliliklerinin yapılmasında etkendir. Aynı köyde yaşayan iki kan davalı ailenin gençleri sürekli kendi içinde evlendirilir ki aile kuvvetlensin, yetişen genç öç almadan çekinmesin. Nedenlerden biridir bu. Ayrıca kırsal kesim yerleşim bölgelerinde aşiretcilik de mevcuttur, Herkes kendi aşiretinin kuvvetlenmesi ve sağlam temele oturması için akraba evliliği yapar. Bir köyde en fazla iki ya da üç aşiret bulunur. Eğer burada aşiretler arası “kan davası” varsa, zaten gençler kendi akrabasından evlenmek zorundadır. Çünkü kesinlikle düşman sayılan “kanlı”ya kız verilmez veya alınmaz. Bir de kan davası olan ailelere başkaları da kız vermek istemez. Nedeni de kan davasına bulaşmak istemedikleri ve kızlarının da ileride ıstırap çekmemesi içindir. Ancak, bazen “barışmak” için alınır veya verilebilir.
5 - Evlilikte istikrar:
Evliliklerde öncelikle akraba kızının tercih edilmesinin nedenlerinden biri de “evlilikte istikrarım sağlanabilmesidir. Düşünülür ki, çocukluktan beri birbirini tanıyan, huyunu suyunu iyi bilen iki yakın akraba gencin birleşmesi hem kolay hem de evliliğe istikrar getirir.Adeta bu tanıdıklık evlilikte “istikrar belgesidir” Anlaşmaları kolay, geçimleri iyi, evlilikleri ömür boyu sürüp gider. Kısaca kadın erkeğin akraba olması halinde, evlilik hayatları boyunca yabancıya nazaran daha rahat edecekleri ve kolay kolay boşanamayacakları kanaati yaygındır.
6- Gelinin daha saygılı olacağı düşüncesi:
Anadolu’nun büyük bir bölümünde aile fertleri hep bir arada yaşar. Biraz geleneklerin biraz da hayat şartlarının getirdiği zorunluluk nedeniyle bir gence evleneceği zaman ayrı bir ev açılması pek düşünülmez.
Eve gelin gelecek “el kızı” acaba aile fertlerine karşı nasıl bir tavır takınacak? Ailenin yaşlıları özellikle ilk önce bunu düşünül. Gelin kendilerine saygılı davranır mı? Onlara itaatli olur mu? Onun için, bu endişeyle evlenecek gence akrabadan bir kız aranır. Gelin akraba olursa zaten tanıdığı için, onlara uyum sağlar ve büyüklere de saygıda kusur etmez. Çoğu gençler de şöyle düşünür:
“Kız akraba olduğu için anama-babama acır, onlara daha iyi bakar”.
7- Ekonomik yardımlaşma:
Köylü için bağ bahçe işleri günlük yaşamın bir parçasıdır. Onlar hep toprakla haşır neşirdir. Toprağı eker biçer, harman yapar. Meyve-sebze yetiştirir. Sulamak ister, bakım ister. Bütün bu işler de genellikle insan gücüyle yapılır. İşlerin kolay yürümesi de yardımlaşmayla mümkün olur. Akrabalar arası yardımlaşma daha kolay ve daha içtenliklidir. Akrabalar arasında mevcut olan işbirliği ve yardımlaşma geleneğinin mümkün olduğu kadar daha fazla sürdürülmesi için de yeni yeni evlilikler yapılır. Kısacası evlenecek gence akraba bir kız tercih edilir.
8 - Birarada aynı yerde büyüme:
Küçük yaştan beri birlikte büyüme, aynı şartları paylaşıp birbirini yakından tanıma ve bu arada duygusal bağlarla bağlanmalar da akraba evliliklerinin nedenlerindendir. 1985′in son aylarında yeniden meşhur olan Muallim türküsü bunu güzel ifade
ediyor:
Emmim kızını vermezse
Turşu koysun fincana…
Yani dar bir çevrede gencin ilk göz ağrısı amcasının kızıdır.
9-Gelinin dürüst olacağı inancı:
Akrabadan olan kızın, soyu bellidir. Namuslu ve dürüst olup olmadığı da bilinir. Yabancı biriyle evlenilirken araştırıp bunu öğrenmek gerekir. Ama, “Tanıdık ve bildik biri varken başkasını araştırmak niye?” diye düşünülür. Ya yanlış bilgi verilirse? İşte bu endişeyle akrabayla evlilik tercih edilir.
10- Coğrafi şartlar ve ulaşım güçlüğü:
Günümüz Türkiye’sinde bile hâlâ yolları olmayan köyler, ulaşım güçlüğü çeken yerleşim bölgeleri mevcuttur. Kışın kar bastırınca dört-beş ay köy dışına çıkılamayan yerler vardır. Başka köy ve kasabalarla, yılda elin parmakları kadar az denilebilecek şekilde görüşebilen insanlarımız vardır. Bu nedenle gençler sürekli görüşmek zorunda oldukları insanlar arasından eşlerini seçme durumunda kalırlar.
11- Üvey çocukların bakımı:
Nadir de olsa herhangi bir nedenle eşini kaybeden kişi yeniden evlenmek için akrabasına yönelir. Şöyle ki, akraba kızı, üvey çocuklara daha fazla şefkat gösterir. Onlara kendi çocuğu gibi bakar. Burada psikolojik bir amaç da söz konusudur.
Örneğin, baldız, ölen kardeşinin çocuklarına üvey analık yapmaz. Tersine onları, daha fazla bağrına basar. Aynı şekilde kayınbiraderle evlilikte de kayınbirader, kardeşinden kalan öksüz çocuklara bir yabancı erkekten daha iyi bakar. Aynı kanı taşıyan amcanın babalık yapması daha fazla tercih edilir.
Bu tür evliliklere bazı İslam ülkelerinde de rastlamak mümkündür. Mesela Mısırlı bir şoförün anlattığına göre, kardeşi ölmüş 4 tane çocuğu ortada kalmış. O da yengesiyle evlenmiş. 3 tane de kendi çocuğu Varmış. Böylece 7 tane çocuk babası, oluvermiş. Mısırlı şoför diyor ki: “Kardeşimin çocuklarına ben bakmazsam kim bakardı,? Yengemle de evlenmekle onun namusunu korumuş oldum!..”
12 - Başlık Parası:
Türkiye’de akraba evliliklerinin yapılış nedenlerinden biri de hiç kuşkusuz başlık parasın, azaltmakta Akraba kızı, alınırken, başhk ya hiç alınmamakta veya çevredeki başlık miktarından daha istenmektedir. Bu nedenle başlık, akraba evliliklerinde etkin rol oynamaktadır
.
2-Geçici (muvakkat) olarak yasak olanlar
Daimi surette yasak olanlar üç sebepten dolayıdır:
1-Neseb yoluyla (kan hısımlığı)
2-Sıhriyet (evlilik) sebebiyle (I8)
3-Rida (süt emme) yoluyla

NİKÂHLARI EBEDİ YASAK (HARAM) OLAN KADINLAR
A-Neseb sebebiyle (Kan hısımlığı):
l-ANALAR: Erkeğin kendi anası haram olduğu gibi, anasının anası, babasının anası ile bütün öz ve üvey nineleri….
2-KIZLARI: Erkeğin kendi kızı, kızının kızları, oğlunun kızları, onların evlat ve torunları da…
3-KIZKARDEŞLERI: Gerek ana baba bir, gerekse yalnız ana veya yalnız baba bir kız kardeşleri…
4-HALALAR: Babaların ve dedelerin (öz veya üvey) kız kardeşleri, babasının halası, anasının halası…
5-TEYZELER: Erkeğin anasının (ana-baba bir) kız kardeşleri, anasının teyzesi, babasının, dedesinin teyzeleri…
6-KARDEŞ KIZLARI: Erkeğin ana-baba, yahut yalnız baba ve¬ya ana bir, erkek kardeşinin ve kız kardeşinin kızları ve onların çocukları…
Bütün bu sayılanlarla bir erkeğin evlenmesi kesin olarak yasak edilmiştir. Kesinlikle evlenemez. Aynı şeyi tersinden düşünürsek, kadın için de durum değişmez.

B-Evlenmeden doğan hısımlık (sıhriyyet) sebebiyle evlenilmesi yasak (haram) olan kadınlar.
l -KAYINVALİDELER: Erkeğin karısının anası haram olduğu gibi, anasının anası, babasının anası da…
2-ÜVEY KIZLAR: Erkeğin evlendiği kadının başka kocadan olan kızları, oğullarının kızları…
3-GELİNLER: Erkeğin kendi oğlunun hanımı haram olduğu gibi, torunlarının hanımları ve gelinleri de haramdır…
4-ÜVEY ANALAR: Erkeğin babasının karısı(gerek sonradan aldığı gerek 2.3.4. kez evlenen kimsenin hanımları)ki üvey analardır. Bunlar haram olduğu gibi babasının babası ve gerek ana sının babası (yani dedelerinin) hanımları… da haramdır.
5-HANIMIN KIZKARDEŞI: (Baldız); Buradaki yasak iki kız kardeşin birlikte nikahlanmasıdır.
C- Emzirme sebebiyle nikâhları yasak olan kadınlar
l-Süt anne, süt annenin annesi, onun annesi…
2-Süt kızlar ve onların kızları…(Erkeğin süt kızı; nikâhı altında bulunan karısının emzirdiği çocuktur)
3-Süt kız kardeş ve kızları, onların kızları…
4-Süt hala ve süt teyze (Süt teyze,çocuğu emziren kadının ablasıdır, süt halaya gelince, bu da çocuğu emziren kadının kocasının
kız kardeşidir)
5-Kadının sütannesi (çocukluğunda sütanneyi emziren kadın) ve bu annenin anneleri… Bu yasak nesebte kan hısımlığında olduğu gibi, kadınla olan soyut nikâh akdinin devamı müddetince
geçerlidir.
6-Kadının süt kızı (bir kimsenin evlenmeden önce hanımının emzirdiği çocuk) ve onun çocuklarının kızları, kızlarının kızları… Bu yasak hükmü ancak kocanın karısı ile zifafa girmesinden sonra geçerlidir.
7-Süt babanın veya dedenin karısı. Onların babalarının kızları. (Süt baba hanımının emzirdiği bütün çocukların babasıdır. Böyle bir çocuk için sadece kendisini emzirenle evlenmek yasak olmaz, kendisini emziren kadın zaten sütannesidir. Süt babasının evlendiği her kadınla evlenmesi yasak olur)…
8-Sütoğlunun karısı… Oğlunun oğullan, hanımları…
9-Bir kadınla, süt kardeşini süt halasını, süt teyzesini veya emişme yoluyla mahrem olan herhangi bir kadını birlikte nikâh altında tutmak da haramdır.

SONUÇ
Türkiye’de aile yapış; bölgelere göre değişik ve karmaşık bir şekil arz etmektedir. Bunun nedeni de kültür farkı, sosyo-ekonomik şartlar ve geleneklere olan bağlılıktan kaynaklanmakladır.
Ülkemizde her beş evlilikten biri akrabalar arasında yapılmaktadır. Ancak bu durum bölgelere göre farklılık gösterir. Mesela, Doğu Anadolu’da her üç evlilikten biri akrabalar arasında yapılırken, Batı Anadolu’da (Ege ve Marmara) bu oran 7′de hatta 8′de bire düşmektedir.
Bölgeler arasında böyle farklı oranların görülmesi akraba evliliklerinin yapılış nedenlerine bağlıdır. Bu nedenleri daha önce 12 maddede toplamıştık. Nedenlerin mevcut olduğu bölgelerde akraba evliliği oranı yüksek, azaldığı veya kaybolduğu bölgelerde düşüktür. Bir başka genellemeyi ise şöyle yapabiliriz: Kırsal kesimde akraba evliliği daha fazla, şehirlerde ise daha azdır. Bu da gösteriyor ki toplumumuzda imkanlardan faydalanma dengeli biçimde dağıtılamamıştır.
Kısaca diyebiliriz ki; Kültür seviyesinin düşük olduğu bölgelerde, gelenekler ve maddi etkenler ağır basmaktadır.
Şimdi akla şöyle bir soru gelebilir: Acaba akraba evliliğinin çok veya az oluşu bu kadar önemli midir? Gelecek nesil için bir sakınca söz konusu mudur?
Akraba evliliklerinin “kesin sakıncalı” olduğunu söyleyemeyiz. Tıbbi bölümde de belirtildiği gibi soyda geçici (irsi) bir hastalık yoksa «endişe» duyulmamalıdır. Ama varsa…O zaman sakat, dengesiz ve topluma yük olacak çocuklar dünyaya getirmemek için böyle bir evlilikten kesinlikle kaçınılmalıdır.
Akraba evliliğinin çok veya az oluşunun önemini şöyle açıklayabiliriz:
Mesela; soyunda ruhsal bozukluk bulunan iki yakın akraba evlendiklerinde bu tür hastalıklı çocuklar dünyaya gelecektir. Onların çocuğu da yakın akraba evliliği yaparsa, torunda bu hastalık kaçınılmaz olacaktır. Böylece birkaç kuşak sonra hastalık eğer yakın akraba evliliği sürüp gitmişse hatanın devamından dolayı, soyağacının her dalında yerleşip oturmaya ve zaman içinde bütün sülalede kök budak salmaya başlayacaktır.
Bu nedenle akrabasıyla evlenecek olanlar çok hassas davranarak mutlaka tıp fakültelerinin “genetik danışma” merkezine başvurup durumlarını gözden geçirtmelidirler. Yine soylarında irsi (kalıtsal) bir hastalık olup olmadığını da özellikle araştırmalıdırlar.
“Akraba evliliği, soyda olmayan bir hastalığın ortaya çıkmasına değil, var olan sakatlığın görülme ihtimalinin artmasına neden olur”.
Soydaki geçici bir hastalık yoksa, kesin sakıncalı olmadığı için, dini alanda yakın akraba evliliklerine yasak konulmamıştır. Ancak tavsiye mahiyetinde bağlayıcı olmayan uyarıda bulunulmuştur. Peygamberimiz: “Yakın akrabadan evlenmeyin, zira çocuk cılız olur” demiştir. Onun için diyoruz ki, “akraba evliliğini ilk planda değil, son planda düşünmek en akılcı bir yoldur.” Yakın akraba evliliklerinin azabilmesi için takip edilmesi gereken yol şudur:
-Akraba evliliklerinin nedenlerine soysa ekonomik ve kültürel yönlerden yaklaşılarak (nedenlerinin ortadan kalkması için) etkin tedbirler alınmalı, toplumumuz irsi hastalıklara karşı uyarılmalı ve eğitilmelidir.
-TV, radyo basın-yayın gibi kitle iletişim araçlarından azami derecede faydalanılmalıdır.
-Daha derli toplu küçük grupların eğitilebileceği mahalli programlardan yararlanılmalıdır.
-Akraba evliliklerinin fazla yapıldığı, sakatlıkların görüldüğü yerleşim merkezlerine ayrı bir özenle eğilmenin uygun ve verimli olacağı da dikkate alınmalıdır.
-Kültür düzeyinin yükselebilmesi için her türlü gayret gösterilirken, maddi nedenlerinde ortadan kaldırılması amaç edinilmelidir.
-Başlık parası ve kan davasının üzerine gidilerek bu iki sosyal yaraya neşter vurulmalıdır.
-Konu anlatılırken sakıncalı ve faydalı yönleriyle ortaya konulmalı, zararın ve karın hangi tarafta bulunduğu açıkca gösterilmelidir.

alıntıdır