AktifBir FORUM  

Geri git   AktifBir FORUM > GENEL & GÜNCEL > Bilim Teknik > Kimya

Kimya’nın Kısa Tarihinden Günümüze!..

Bilim Teknik katogorisinde yer alan Kimya forumu içinde "Kimya’nın Kısa Tarihinden Günümüze!.." başlıklı konu görüntüleniyor. Konunun içeriği "1. Dönem: Kara Sihir Dönemi (Tarih Öncesi-MÖ 300 arası) İlk kayıtlar MÖ 3000’li yıllarda Mısıra dayanır. Bilimden çok bir sanat olarak bilinir kimya. Farklı maddeleri karıştırarak parfüm yapan kadınlar ilk ..." şeklinde özetlenebilir.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11-07-2007, 09:56 AM   #1 (permalink)
Pasif Uye
 
EsMeR PreNsEs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aşk, deniz meltemleri gibidir; sesini duyarız, nereden nereye gittiğini kestiremeyiz.
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Nerden: NapCéN qı YaNıMaMı GéLCéN :)
Mesajlar: 191
Rep Gücü: 12 EsMeR PreNsEs has much to be proud ofEsMeR PreNsEs has much to be proud ofEsMeR PreNsEs has much to be proud ofEsMeR PreNsEs has much to be proud ofEsMeR PreNsEs has much to be proud ofEsMeR PreNsEs has much to be proud ofEsMeR PreNsEs has much to be proud ofEsMeR PreNsEs has much to be proud of
Kimya’nın Kısa Tarihinden Günümüze!..

1. Dönem: Kara Sihir Dönemi (Tarih Öncesi-MÖ 300 arası)
İlk kayıtlar MÖ 3000’li yıllarda Mısıra dayanır. Bilimden çok bir sanat olarak bilinir kimya. Farklı maddeleri karıştırarak parfüm yapan kadınlar ilk kimyacılar olarak tabletlerde yerini almıştır. Yine Nil nehrinin yataklarında bulunan “Natron1” isimli bir tuz karışımı ile ilk mumyalama deneyimleri vardır Mısırlıların.
Ve Altın. MÖ 2600 yer Mısır şimdi ki Sudan civarı. Altın toz olarak elde ediliyor. Sonra diğer metalleri altına çevirme uğraşı başlıyor.
Babil’in2 ünlü kralı Hammurabi MÖ 1700’lerde o zamana kadar bulunan metalleri listeletir. Nelerdir bunlar? Altın, gümüş, bakır, demir, kurşun kalay, cıva, kükürt, karbon.
“Ölümsüzlük İksirini Arama” MÖ 156-187’de Çin imparatoru olan Wu Di’nin Çinlilerin epey kimyada derinleştiklerini gösteriyor. Hatta kimyanın tarihinin ikinci dönemine damgasını vuracak bu “ölümsüzlük İksiri Arayışı” sırasında Çinliler 8. yüzyılda bir hatayla kükürt ve sodyum ve potasyum güherçilesini (saltpeter), odun kömürü ile karıştırarak, “Huoyao” yu yada bildiğimiz “Barutu” bulurlar.3
Yine o zamanlar İbraniler yani Museviler ise günümüzde de peşini bırakmadıkları değerli taş işiyle uğraşıyorlardı. İngilizce “jew” (yahudi) kökünden “jewellry” (kuyumculuk) kelimesinin türemiş olduğunu anlamak için etimolog olmamıza gerek yok değil mi?!
Sonuç olarak birinci dönemde, metal işlemeciliğiyle, boya maddeleri üretimi ile “kimya sanatına” sadece Mısırlıların değil, Yunanlar, İbraniler, Çinliler ve Hinduların da gönül verdiğini görüyoruz.
Bu arada Yunan Democritus ilk kimya tanımını yapmış. Ne demiş biliyor musunuz?! MÖ 430: “Atom maddenin en küçük yapı taşıdır. Bütün maddeler atomdan oluşmuştur.”
Aristo da MÖ 300’de 4 elementten bahseder. Ateş, hava, su, toprak. Bütün maddeler bu dört elementten oluşmuştur. Maddenin ayrıca dört özelliği vardır. Sıcak, soğuk, kuru ve ıslak.
(Natron: Sodyum Karbonat, Sodyum Bikarbonat, Sodyum Klorür ve Sodyum Sülfat gibi su çekme özelliği olan tuz karışımı.


İkinci Dönem: Al-kemi Dönemi (MÖ 300-1600 arası)
Aristo’nun kafalara kazınan tanımlaması “ucuz taşları altına çevirme” ve “ölümsüzlük iksiri” ile yaşlanmayı önleme ya da ölümden kurtulma yolları arandı. Anlaşılan günümüzde de “anti-aging” ile yaşlanmayı önleme ya da geciktirme çabaları o zamanlar da vardı. Hatta Harry Potter’dan da hatırlayacağınız “Filozof Taşı” kavramı ucuz taşları altına çevirmek için kullanılan madde olarak biliniyordu.
MÖ 300 Aristo’dan 1200 yılların başına, 1500 yıl, ta ki Papa 22. John “bırakın artık ucuz metalden altın yapma işini” deyip yasak getirmeseydi, Batı “hem altınlarını aldığı, hem köleleştirdiği, hem de kültür ve dinlerini sömürdüğü Afrika’yı ve doğal zenginliklerini tanıyamayacaktı.”4
Bu sırada Batı’nın kaynaklarında “Geber” olarak tanıttığı “Moleküler Kimya’nın Babası” Şamlı Cabir bin Haiyan, 815 yılına kadar yazdığı 80’i kimya ile ilgili 200 eser ile, “John Dalton’un keşfettiği pek çok şeyi 1000 yıl önce bulduğunu” ispat etmiştir.5 Nitrik asit, hidroklorik asit sentezleri, su geçirmeyen kıyafetler, paslanmaya karşı kaplama, yanmaz kağıt, florasan özellikli mürekkep ve benzeri bir çok buluş ve destilasyon, kristallendirme, kalsinasyon6 gibi minarelerle ilgili pek çok bilimsel buluşlara öncülük eden önemli kimyasal teknikleri ilk kez uyguladı.

Bu dönem Robert Boyle’un doğanın tanecikli yapısının ve mekanik kuramının deneysel kanıtını güçlendirmeye çalıştığı “Şüpheci Kimyacı” eseri ile sona erdi. Yıl 1656.


Üçüncü Dönem: Klasik Kimya Dönemi (1700-1800 arası)
Johann J. Beecher simyacıların yanma olayının esası olarak kabul ettikleri uçucu maddeyi (Phlogiston Teorisi) izah etmeye çalıştı.
Antonie Lavosier ise yanan metalin bir metal oksit olduğunu bunun da simyacıların (ikinci dönem kimyacıları, alkimyacılar) izah edemedikleri HgO ? Hg +1/2O2 deneyini doğru yorumlayarak kütle ilişkisi hesaplamaları ile oksijenin varlığını buldu.7
Hala geçerliliğini kimyasal tepkimelerde koruyan adıyla anılan yasası “rien ne se crée, rien ne disparaît tout se transforme” “Hiçbir şey yoktan var olmaz, hiç b,r şey vardan yok olmaz. Her şey şekil değiştirir.”
Bu arada bir anekdot olarak “bilime düşman orta çağ zihniyetinin” basit bir vergi meselesinden Antonie Lavosier’i giyotine götürdüğünü de söylemekte yarar var. Giyotine çıkarken bile deney sevdasında olan Lavosier matematikçi arkadaşına sonucunu değerlendiremeyeceği şu deneyi gözlemesini rica edecektir. “Dostum giyotin kaçınılmaz.” “Başım kopup sepete düştüğünde gözümü iki kere kırpacağım” “Sen de baş gövdeden koptuktan sonra bir müddet düşünebiliyor muyuz? Bu gözlemleyeceksin.” Deneyin sonucu bilinmez ama o çağdaki “kör kilise zihniyetinin” göz kırpmalara tahammülü yoktu.
Akabinde John Dalton filmi başa sarar. “Cabir bin Haiyan” dan da öncesine giderek Demokritus’un tanımında olduğu gibi “Madde küçük ve bölünemez atomlardan oluşmuştur.” der. İlk bileşik tanımını yaptığı öngörülmüştür. İzotoplar hakkında henüz bilgisi yoktur. Yıl 1803’tür.

Dördüncü Dönem: Modern Kimya
1879’da Heinrich Geissler ve William Crookes vakum deneyi ile katot tübü deneyi olarak da adlandırılan “ katot ışını ve elektronun keşfine” öncülük ettiler.8
1885’te Alman Eugene Goldstein protonu buldu.
1895’te Alman Wilhelm Roentgen bir kaza eseri röntgen ışığını buldu.
1896’da Fransız Henri Becquerel ve Marie Curie uranyumun doğal radyo aktifliğini buldu.
1909’da Robert Millikan elektronun kütlesini buldu.
1911’de Ernest Rutherford radyoaktifliğin üç türünü buldu (alfa, beta ve gama ışımaları)
1914’te daha sonra Çanakkale’de ölen İngiliz Henry Moseley atom çekirdeğindeki protonları saymaya çalıştı. Başarılı olamadı.
1932’de İngiliz James Chadwick nötronu buldu.
Yine 1932’de İtalyan Enrico Fermi bir elementi nötronla bombaladı ve bir büyük sayıdaki atom numarasına sahip elementi buldu. Bu ilk nükleer fizyondu.
1934’da Fransız Irene Curie ve Frederic Joliot-Curie belli elementleri laboratuarda alfa tanecikleri ile bombalanarak yapay radyoaktif element yapılabileceğini buldular.
1940’ta Albert Einstein ve Enrico Fermi Amerika’ya Almanya’nın “Fizyon Reaksiyonu” denemeleri için ciddi hazırlıklar yaptığını söylediler. Böylelikle dünya tarihindeki ilk “Nükleer Fizyon Reaktörü” Chicago Üniversitesi’nin futbol sahasının altında kuruldu. (Manhattan Projesi) 9
Son 130 yıllık zaman diliminde kimya hakkında bilinenler her üç ayda bir 500 yıllık yenilik olarak karşımıza çıkıyor. Birikimler güce, güçler tehlikeye dönüşebilir. Kimyanın dördüncü dönemi devam ediyor. Enerjinin kıyasıya güç dengelerini yönlendirdiği, 1940-1990 yılları arası kültürlerin ekonomik güç karşısında silinişini gösterdi.
Günümüzün kimyası daha çok multidisipliner bir yapıyla, ilaç, gıda ve genetik üzerine yoğunlaştı. İlaç sektörü şu anda dünyanın en büyük marketi konumunda. Genetik çalışmaları kimya ve ilgili olduğu tüm alanlarda büyük bir dikkatle izleniyor.
Ne dersiniz?! Kimya hala gizemini koruyor değil mi?

Kaynaklar:
0 Biyolojik sistemler hakkında mantıksal veriler toplayıp değerlendiren bilim dalı.
1Natron: Sodyum Karbonat, Sodyum Bikarbonat, Sodyum Klorür ve Sodyum Sülfat gibi su çekme özelliği olan tuz karışımı.

Alıntıdır..

Konu EsMeR PreNsEs tarafından (11-07-2007 Saat 10:15 AM ) değiştirilmiştir..
EsMeR PreNsEs isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Etegi kısa diye Uçaktan atıldı otoriter Haberler 0 09-09-2007 09:28 AM
Temel Kimya Yasaları EsMeR PreNsEs Kimya 0 08-09-2007 10:17 PM
bilgisayarın tarihçesi ve donanımı için kısa bilgiler dogangunes Bilgisayar, internet 0 24-07-2007 09:15 AM
Basketbolun Kısa Tarihçesi dogangunes Basketbol 0 20-07-2007 03:43 PM
60 yılın trendi; ’Bikini’ dogangunes Moda 0 17-07-2007 06:21 PM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:38 PM .


vBulletin © Jelsoft Enterprises Ltd.
Aktifbir.com kar amacı gütmeyen bilgi, paylaşım üzerine kurulu ücretsiz bir forum sitesidir, üyeler her türlü bilgiyi,dosyayı önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu mesajlardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk mesajı yazan üyeye aittir. Yine de sitemizde yasa dışı (illegal) içerik bulursanız supermeydan@gmail.com email adresine bildiriniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır, Teşekkürler!





Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0